Atlar içerisinde en hızlısı olan Sergei'in bindiği beyaz at olmalıydı. Kısa sürede gözden kaybolmuşlardı. Neyse ki karda bıraktığı izler çok belirgindi ve onu bulmamız çok fazla zamanımızı almayacaktı.Onu bulmak zorundaydık. Çünkü bizi Rostov'a götürebilecek tek kişi oydu. Ne pahasına olursa olsun o zarfı Rostov'a ulaştırmalıydık. Ayrıca yaşadığımız bunca olayın, Sergei'i kurtarmamızın, o esrarengiz evde yaşadıklarımızın bir anlamı olmalıydı.
Yaklaşık yarım saattir izleri takip ediyor olmak atları iyice yorgun düşürmüştü.Ağır adımların karda çıkarttığı seslerle birlikte ilerlemeye devam ediyorduk. Uzun süredir at üzerinde olmaktan mı yoksa ağır havanın üzerimde bıraktığı etkiden mi bilmiyorum, karnımda giderek artan bir ağrı hissetmeye başladım.Bu ağrıya daha fazla dayanamayacağım bir hale geldiğimde dikkatimi çeken bir şey oldu.
Aleksy'in atı hemen önümüzdeydi ve ilerlemiyordu.At ,hafif ileri geri giderek adeta onu üzerinde tutmaya çalışıyordu. Çünkü Aleksy bayılmak üzereydi. Karnımdaki ağrıya aldırış etmeden Niko ile birlikte attan inip Aleksy'in yanına koştuk. Bilinci yerindeydi ama atın üzerinde duracak hali kalmamıştı.Hemen attan indirip karlarla bir kısmı örtülmüş kayalardan birine oturmasını sağladık. Vücudu titriyordu ve bu titreme soğuktan değildi. Bizi eliyle geriye iterek diz üstü yere çöktü ve işaret parmağını ağzına soktu.
Ardından da beyaz karın üzerine dün yediği ne varsa çıkarmaya başladı.Onu o halde görünce kendi karın ağrım aklıma geldi.Ben de daha fazla dayanamayıp koşarak kayaların arka tarafına geçtim. Adeta o anı bekliyormuşçasına midemde ne varsa dışarı çıkmaya başladı. Geride çıkabilecek bir şey kalmayana dek bekledim ve kayalardan destek alarak yavaşça ayağa kalktım.Niko yanımdaydı.
-- İyi misiniz, neler oluyor? diye sordu telaşlı bir sesle.
-- Dün yediklerimizden olmalı, lanet ev peşimizi bırakmıyor, dedi Aleksy. Gözlerindeki tedirgin bakış bana Sergei'i hatırlattı.
-- Niko, sende ağrı falan yok mu? diye sordum.Sonuçta hepimiz o yemeklerden yedik, dedim ağzımı karla temizlerken.
-- Neyseki o sırada uyku daha tatlı gelmişti dostlarım. Sadece bir kurabiye yediğimi hatırlıyorum. O da biraz ağzımın tadını bozmuştu açıkçası, dedi hafiften gülümseyerek.
Açıkçası Niko'nun bu mutlu olmuş hali, hoşumuza pek gitmemişti. Ona, farkettirmeden Aleksy'e yaptığım işaretle birlikte doğrudan Niko'ya doğru koşup üzerine atladık.Ne olduğunu bile anlamadan kendini yerde buldu.Sonrada üzerine çıkıp etrafımızda ne kadar kar varsa üzerine yığmaya başladık.
-- Tamam, tamam. Kahretsin pes ediyorum durun artık, diye bağırmaya başladı.
-- Arkadaşların acı içerisindeyken senin gülmen hiç hoş değil Niko. Bunu hakettin, dedi Aleksy üzerinden kalkarken.
Ben de son birkez elimde sıktığım kar topunu Niko'nun sırtından içeri attım.Bu canını biraz yakacaktı. Ayağa kalktığımda Aleksy ile bunu kutlamak için gözüm onu aradı ama onun ilgisi tamamen farklı bir tarafa yönelmişti.
-- Çocuklar delirdiniz mi siz? Hasta olursam bana bakmak zorunda kalacaksınız.Aksi takdirde bunu size ödetirim, dedi Niko yerden kalkarken. Hala sırtından aşağıya attığım kar topunu arıyordu.
-- Beyler, size bir soru. Biz dün akşam hiç et yedik mi? diye sordu Aleksy. Çıkarttığı yiyecek kalıntılarını bakıyordu.
-- Hayır, ben hatırlamıyorum, dedi Niko.Biraz daha rahatlamıştı.
-- Ben de hatırlamıyorum ama et dışında neredeyse her şey vardı. Neden sordun? dedim meraklı bir ses tonuyla.
-- Bende öyle hatırlıyorum. Peki, bu et kalıntıları ne? Yüzlerce kez yemin edebilirim ki ben dün akşam et yemedim, dedi yerdeki birikintiyi işaret ederek.
Ona yaklaşarak gösterdiği yere doğru baktım. Evet haklıydı, karın suyu içine çekmesiyle et kalıntıları çok belirgin bir şekilde görülebiliyordu ama bu imkansızdı. En azından diğer yiyeceklerinde kalıntıları olmalıydı diye düşünürken Niko'nun sesini duydum.
-- Karl, anlaşılan sen de baya et götürmüşsün ha, dedi. Ses, kayaların diğer tarafından geliyordu.
Yanına gittiğimde ne demek istediğini daha iyi anladım. Et kalıntıları her yerdeydi ve ben de Aleksy gibi et yemediğime yemin edebilirdim.
-- Artık bu kadarıda fazla, dedim bağırarak.
O sırada Aleksy koşarak yanımıza geldi.
-- Beyler, biri geliyor, dedi ve eliyle karşımızdaki tepeyi işaret etti.
Gösterdiği yöne doğru baktığımda bir şeyden kaçarcasına atını dört nala üzerimize doğru süren birini gördüm. Bu Sergei'di.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kara Kutu
Mystery / ThrillerHasta olduğunu bilemeyecek kadar aciz bir adamın tanıştığı insanlarla birlikte her dakika değişen yaşamı ve bu hareketliliğin getirdiği geri dönüşü olmayan ölümcül kararlar. Tam da Stephanov ailesine yakışan bir hayat. (Satışta)
