Geçmişin Sırları

163 12 2
                                        

         Kendi ellerimizle kapana kısıldığımız binaya girerken başlayan kar yağışı şiddetini artırmıştı ve muhtemelen son anlarını yaşayan dört arkadaş için dünyanın hala güzel bir yer olduğunu gösterircesine usulca yağıyordu. Hava kararmaya başlamıştı ve gökyüzünü kaplayan gri bulutlar şehre olduğundan daha da ıssız bir görünüm katmıştı.
        Sokakta bizden ve askerlerden başka kimse yoktu ya da ben öyle sanıyordum. Muhtemelen karanlık sokak aralarından ve ya evlerinin pencere kenarlarından bizi izleyen insanlar merakla olacakları bekliyorlardı. O an ölüm korkusunun tüm bedenimi sardığını hissettim. Pusuya düşürüldüğümüz zaman bile kendimi ölüme bu kadar yakın hissetmemiştim.
        Diz çökmüş vaziyette ecelimizi beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yoktu. Her birimizin arkasında ayakta duran birer asker vardı ve dondurucu soğuktan etkilenen ellerini ovuşturuyorlardı. İçlerinden "şu infaz işi bitsede sıcak bir yerlere girsek" diyor olmalıydılar. Acaba insan öldükten sonra da soğuğu hissedermiydi. Açıkçası öldükten sonra olabilecekler hakkında hiç bir fikrim yoktu.
        Yurtta, Yegor adında bir papaz vardı. Arasıra cennet ve cehennem adında iki yerden bahsederdi. "Cennet iyiler için cehennem ise kötüler için hazırlanıyor, tanrıya kulak verin.O sizi korur ve gözetir."derdi. Eğer bir koruyucum varsa, şu an gelse hiç te fena olmaz diye geçirdim içimden ama pek te ümidim yoktu açıkçası.
O sırada rütbeli olduğu her halinden belli olan bir Alman askeri Yury'e seslendi.Tasması o adamın elinde olmalıydı, koşarak yanına gitmesinden belliydi. Aralarında ne konuşuyorlardı bilmiyorum ama ellerinde tuttukları kâğıtlar bize aitti. 
       Orduya kaydolduktan sonra bize verilmişlerdi ve üzerlerinde ne anlama geldiğini bilmediğim bir kaç numara ve isimlerimiz yazılıydı.Bize yapacakları her neyse acele etseler iyi olurdu. Çünkü, botlarımın içine dolan kar parmak uçlarımı iyice hissizleştirmeye başlamıştı.
Kısa süren konuşmalarının ardından Yury ağır adımlarla yanımıza geldi.
      -- Stephanov hanginiz? diye sordu.
Bu soru arkadaşlarımdan daha çok beni şaşırtmıştı. Bir an kararsız kalsamda konuşmaya karar verdim.
      -- Karl Maksim Stephanov demeni tercih ederim, dedim.
Konuşmamı bitirdikten sonra yanıma gelip ayaklarının üzerine çömeldi.Doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.
      -- Pekala Karl, sakıncası yoksa sana bir kaç soru sormak istiyorum.Geçmişin hakkında ne biliyorsun? diye sordu.
      Tam cevap vermek üzereydim ki Aleksy araya girdi.
     -- Onunkini bilmem ama seninkinin bir genel evde başladığı kesin lanet herif, dedi.Doğrudan yere bakıyordu ve yüzünde de garip bir gülümseme vardı. Bu Yury'e karşı yaptığı ikinci çıkışıydı ve bunun bedeli diğerinden daha ağır olacaktı.
Arkamızda duran askerlerden biri Yury'den aldığı işaretle tüfeğinin kabzasıyla sertçe Aleksy'in ensesine vurdu.
      Aleksy darbeyi alır almaz yere yığıldı. Niko ve Sergei ne kadar hamle yapmak isteselerde kafalarına doğrultulmuş olan tüfekler onları engelliyordu. Çaresizce, Aleksy'in zorlada olsa yerden doğrulmasını izledik. Ne kadar karanlık olsada kafasından akan kanı görebiliyordum.        O sırada Yury tekrar bana yöneldi.
     -- Bir daha sormayacağım. Geçmişin hakkında ne biliyorsun? diye sordu. Bu sefer daha sert bir ses tonuyla sormuştu ve bakışları daha ciddiydi.
     Aleksy'in yaptığı çıkış bana da cesaret vermişti. Tüm cesaretimi toplayıp doğrudan Yury'nin gözlerinin içine baktım.
    -- Geçmişimi neden merak ediyorsun bilmiyorum ama bu konuyu daha kuru ve sıcak bir yerde konuşmayı tercih ederim,dedim.
Aşırı cesaret dolu konuşmamın ardından Yury hiç düşünmeden kafama sıkabilirdi ve ya Aleksy'e olduğu gibi ani bir darbe ile kendimi yerde bulabilirdim.O 5-6 saniye ölümle yaşam arasında gidip geldiğimi hatırlıyorum.
     Tek bir hamle yaşadığım ve ya yaşamayı hayal ettiğim her şeyin sonu olabilirdi.Gözlerimi hiç kırpmadan Yury'e bakmaya devam ettim. Önce ayağa kalktı ve silahını kontrol etti sonrada dikkatlice belindeki yerine koydu.Bu rahatlamam için bir neden olabilirdi.Ardından yüzünde bir gülümseme belirdi.
      -- Bunları alın ve karargâha götürün. Bu askere de ben gelmeden kimse dokunmayacak,dedi.    Adamlarına beni işaret ediyordu.
      Onca hakaretten sonra bizi infaz etmemişti. Anlaşılan merakı, gururundan daha ağır basıyordu.
Yury'nin emriyle askerler bizi yerden kaldırıp faytonlardan birine bindirdiler. Yaklaşık yirmi dakika bu şekilde ilerledikten sonra taştan bir binanın önünde durduk. Rus karakolu burası olmalıydı. Tabi kapısındaki.   Alman askerlerini saymazsak daha önce gördüğüm karakollardan pek te farklı sayılmazdı.
      Teker teker faytondan indirilip, kollarımızı sıkıca kavrayan askerlerle birlikte karakola girdik. Beni ayrı bir yoldan alt kata indirdiler.Açıkçası bu durum hiç hoşuma gitmemişti.Bir kaç koridordan geçip ahşap bir kapının önünde durduk. Ne kadar ahşap olsada sağlam bir görünümü vardı.
      Bir anda askerin beni ittirmesiyle kendimi odanın içerisinde buldum.Bir sandalye, masa ve karşı duvarda asılı duran iki gaz lambası dışında odada hiç bir şey yoktu. Askerin Almanca söylediği bir kaç kelimenin ardından sandalyeye oturdum. Yaklaşık yarım saat bu şekilde bekledikten sonra kapı açıldı ve içeri Yury girdi. Elinde de kalın, siyah kapaklı bir dosya vardı.
     Dosyanın ilk sayfasını açıp masaya koydu ve sırtını duvara yaslayıp, ellerini cebine soktu.Sonra da adamlarına dışarı çıkmalarını işaret etti. Askerler, çıkarken ben de önümdeki dosyayı inceledim.Onlarca gereksiz yazının arasından bir kaç kelime dikkatimi çekti. Daha çok bir isim gibiydi, tanıdık bir isim. "Vasily STEPHANOV".

                  SEZON FİNALİ

Kara KutuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin