Kan Kokusu

76 5 2
                                        

     Hemen yanında duran gaz lambasının alevi genç ve gururlu yüzünde beliren tarif edilemez huzuru öylesine belirginleştiriyordu ki bulutlar arasında süzülen melekler bile dışarıda ki fırtınaya rağmen bir anda yayılan bu temiz enerjiyi hissetmiş olmalıydılar. Sonunda ailesini gözleri önünde katleden caniden intikamını almıştı. O an "Keşke",dedim içimden "Keşke yapmasaydın Peter". Bundan sonra olacakları o genç ve hayatının amacına ulaşmış olmanın rehavetine kapılan bedenin nasıl kaldıracaktı.
    ---- Teslim ol, bırak silahını diye haykıran onlarca yüz, korkunç bir öfkeyle ona doğru bakıyordu ve ellerinde ki tüfekleri acımasızca çocuk sayılabilecek, üzerinde ki paltonun ağırlığı altında ezilen Peter'a yöneltmişlerdi. "Durun, yapmayın" diye olanca gücümle bağırıp onun yanına koşmak istedim ama Peter'ın, gelme dercesine bakan, yaşlar süzülen gözleri üzerimde öyle bir etki bırakmıştı ki bedenim olduğum yerde kalakalmış, ağzımdan tek bir kelime çıkabilmişti.
    ---- Yapma, dedim ve yalvarırcasına gölerle ona doğru baktım ama öylesine kararlı görünüyordu ki damarlarında delicesine akan kanın verdiği teslimiyetin de etkisiyle beni dinlemesi imkansızdı.
    Yavaşça bana sırtını döndü ve tam karşısında duran onlarca cellat rolüne bürünmüş askere bakarak tüm binada yankılanan ince sesiyle;
    ---- Burada bulunan herkes bilsin ve bilmeyenlere,duymayanlara anlatsın. Benim ailem gibi onlarca insanın katili Ivan Boris Gorbaçov'u ben Peter Kolaravski gözümü kırpmadan öldürdüm ve intikamımı aldım, dedi ve elinde ki tüfeği karşısında duran kalabalığa yöneltti. Tam o anda da kulakları sağır edercesine, peş peşe ateşlenen silah sesleri tüm binayı sardı ve onlarca namlunun hedefinde ki Peter, gözlerimin önünde vücudunu parçalayan kurşun yaralarıyla yere yığıldı. Kolumu ve bacaklarımı sıyıran mermilere hiç aldırış etmeden doğruca yanına koştum ama yerde öylesine mağsum, öylesine huzurlu yatıyordu ki o an artık elimden bir şey gelmeyeceğini anladım. Karşılaştığım acının yükünü daha fazla taşıyamayarak hemen başucuna  çöktüm ve çamura bulanmış gencecik başını dizlerimin üzerine koydum.
     Ağzının her yerini kaplayan kanı ve yüzünde ki pislikleri temizledim. Artık eskisi gibi tertemizdi genç yüzü ama nefes almıyordu ve gözlerinde hiç bir canlılık ibaresi yoktu. Bir anda, tarif edilemez bir acıdan, bedenimin her bir karışında hissedebildiğim, tamamen öfkeye teslim olmuş bakışlarımı, karşımda ki kalabalığa çevirdim ve az önce Peter'a yönelen katil suratların her birinin, tüm bedenlerini titretecek bir korkuya teslim olmalarını istercesine içimde ki tüm karanlık duyguları onlara doğru yönelttim. Artık gözlerim kararmıştı ve adeta aç bir kurt gibi hırçınlaşmıştım.   
     Tam o anda Peter'a yaptıkları gibi cesurca değil, korkudan tüfeklerini üzerime doğrulttukları sırada binanın girişinde bir hareketlenme oldu ve kalınca bir ses ortamda ki kasvetli havayı dağıttı.
    ---- Herkes silahlarını indirsin, bu bir emirdir,dedi. Gelen Kaptan Andrey'di ve kalabalığı hızlıca yararak bize doğru yaklaşıyordu. Sanki istesem üzerlerine atlayıp hepsini parçalara ayırabilirmişim gibi hissediyordum ama bekleyip Andrey'in az sonra göreceği manzara karşısında vereceği tepkiyi ölçmek istedim. Çok sürmeden son adamı da geçtiğinde göz göze geldik ama dikkatini çeken ilk şey kucağımda ki cansız beden olmuştu.
    ---- Peter, dedi yarı şaşkın yarı üzgün ses tonuyla. Söylemeye çalıştığı sözler boğazında düğümleniyor gibiydi.
   ---- Neler oldu burada? diye bağırıp yanında ki eli kanlı askerin boğazına sarıldı. Andrey'in verdiği anlık tepki elindeki silahı yere düşürmesine neden olmuştu.
   ---- Kaptan, bu adam Gorbaçov'u vurdu ve ardından da tüfeğini bize doğrulttu. Yemin ederim Peter olduğunu bilmiyordum,dedi titreyen sesiyle. Tamamen yalan söylüyordu. Gözlerinin içine baka baka basmıştı tetiğe.
   ---- Gorbaçov'u mu vurdu? dedi ve koridorun sonunda ki diğer cansız bedene doğru baktı. Daha sonra da peşinden gelen kendi adamlarına;
   ---- Hemen herkesi dışarı çıkartın,hemen diye haykırdı. Gorbaçov'un adamları her ne kadar direnmek istesede Andrey'e yönelttikleri imalı bakışların ardından dışarı çıkmak zorunda kaldılar. Bina içerisinde bir kaç asker dışında kimse kalmadıktan sonra da yanımıza gelip tam karşımda dizleri üzerine çöktü ve hala açık olan, Peter'in hareketsiz gözlerine baktı. Bir süre sessizliğini koruduktan sonra sanki onunla konuşuyormuşçasına ağzından bir kaç kelime döküldü.
   ---- Ah be Peter, ah be çocuk. Seni kaç kere uyardım, sonuçları ağır olur dedim. Neden dinlemedin beni,dedi.
    Hikayesini, ailesinin başına gelenleri onada anlatmış olmalıydı.
   ---- Hem intikamını almak hem de beni korumak için öldü,dedim. Andrey'in yüzüne bakacak cesaretim yoktu.
   ---- Seni korumak için mi? diye sordu ve bir anda tüm dikkatini üzerime yoğuğunlaştırdı.
   ---- Eğer, tüm sorumluluğu üzerine alıp tetiğe basmasaydı, Gorbaçov beni öldürecekti, dedim. Hırçın halim yerini derin bir hüzne bırakmıştı ve bir süre Andrey'in bir şeyler söylemesini bekledim ama anlattıklarımdan sonra yüzü bir anda düşünceli bir hal almıştı
   ---- Seni öldürüp, yıllardır peşinde koştuğu delilleri tamamen maziye gömmek istedi ve tabi babanın uğruna canını verdiği her şeyi, dedi. Bütün olan bitenin farkındaydı ve şimdi dahasını da öğrenebilmek için doğrudan gözlerimin içine sorgulayıcı bir ifadeyle bakıyordu ama daha öncesinde benim de sormam gereken bir kaç soru vardı.
   ---- Anlıyorum ki ikimiz arasında konuşulması gereken konular var Kaptan Andrey ama burada bu şartlarda değil. Öncelikle Peter'a olan son görevimizi yerine getirelim,dedim ve dizlerimde yatan Peter'ın, açık duran göz kapaklarını kapatıp başını yavaşça yere koydum. Ardından her zerresi taze kan kokan havayı içime çekerek derin bir nefes aldım ve vücudumda ki acısını yeni hissettiğim kurşun yaralarının izin verdiği kadarıyla, duvardan da destek alarak ayağa kalktım. Andrey'de benimle birlikte kalkmıştı ama sendelediğimi görünce ani bir hamleyle yanıma gelip destek çıkmak istedi.
    ---- İyiyim merak etme. Bundan daha kötülerini de gördüm,dedim ve doğrudan, onu ilk gördüğümde ki donuk halinden eser kalmamış gözlerine baktım.
     Ona güvenebilir miydim? Sırlarımı onunla paylaşabilir miydim? dedim içimden. Tam cevabını henüz kafamda oturtamadığım bu soruları düşünürken bir an üzerimde bir eksiklik hissettim. Telaşla sağ elimi pantolonumun cebine götürdüm ve orada olmasını umduğum şeyi aradım. Neyse ki uğruna onlarca hayatın heba olduğu yarım ay şeklinde ki kolyem cebimdeydi ama elimi tekrardan çıkartıp paltomun cebine soktuğumda Peter'ın hayattayken bana verdiği tabancanın yerinde olmadığını farkettim. Düşürmüş müydüm yoksa biri sinsice onu benden almış mıydı?
     Enseme vuran bir serinliğin de ürpertisiyle, Andrey'den de destek alarak yaralı bedenimi geldiğim yöne doğru çevirdim. Koridorun sonunda daha önce karanlıktan göremediğim bir kapı daha vardı ve ardına kadar açılmıştı. Yury, yaşananlardan da faydalanarak, yine kaçmanın bir yolunu bulmuştu.
  
    

Kara KutuHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin