Lisa
Gözlerimi açtığımda filmlerdeki gibi polislerin suçlularla konuştuğu bir odada buldum kendimi. Önümde bir masa vardı. Ellerim şaşırtıcı bir şekilde bağlı değildi. Odada oturduğum sandalye ve masa dışında başka bir şey yoktu. Gelen sesle birleşen duvarın köşesinde küçük bir mikrofon fark ettim.
"Günaydın uykucu. İyi uydun mu? "
"Ne istiyorsunuz benden?! Neden burdayım?! Yanımdaki çocuğuna noldu? "
"O seni ilgilendirmez. Sakin ol. Sana bir şey yapmayacağız. Bir teklif için buradasın. "
"Ne teklifi? "
"Bekle. "
Dediğini yapıp beklemeye başladım. Ne teklifi yapacaklar hiçbir fikrim yoktu ancak işin ucunda güzel bir şey olmayacağı kesindi. Ne kadar beklediğimi bilmiyorum. Ne kadar süredir baygın olduğumu da bilmiyorum. Yanımdaki Rose'yle konuşan o çocuğa ne yaptıklarını merak ediyordum. Bana yardım edeceği için ya başı yandıysa? Benim yüzümden ona bişey olmamıştır umarım.
Yaklaşık bir saat bekledim. Bir saatin sonunda kapı açıldı ve içeriye beyaz tenli birisi girdi. Benim karşıma geçti. Biraz bakındıktan sonra geri çıktı. Kısa süre sonra elinde başka bir sandalyeyle döndükten sonra tam karşıma oturdu. Öylece suratıma bakıyordu. Elinde olan evrak çantasını masanın üzerine koydu.
"Neler oluyor? Bırakın beni gideyim. Ne istiyorsunuz benden? Ben bişey yapmadım. Polis misiniz? Bugünkü şikayetim için mi çağırdınız beni? "
"Hayır. Ama şu anki konuşma bugünkü şikayetin hakkında olacak. "
"Anlamadım. "
"Önünde gördüğün evrak çantasında dolusuyla para var. Senin için. " elini arkasına götürdü. Çıkarttığı silahı masaya koymasıyla gözlerim kocaman açıldı. Ne yapmaya çalışıyor?
"Bu da silah. Bu da senin için. Ama bu iki hediye arasından seçimi sen yapacaksın. "
"Ne seçimi? "
Korkudan olsa gerek boğazımda biriken burukluktan gözlerim dolmaya başladı. Ağlamamalıydım.
"Bugün şikayet ettiğin çocuk hakkında şikayetini geri çekeceksin. Sana başka birisini göstereceğiz. Onu şikayet edeceksin. Eğer bunu yaparsan para senin olacak. Eğer yapmazsan silahla küçük bir sorun yaşayacaksın. "
"Benden bunu nasıl istersiniz?! Onun yüzünden bir adam öldü! "
"Ölen adam değerli miydi?! İlerde ülkemize başkanlık mı yapacaktı?! Sadece küçük bir çöp parçasıydı ve atılmayı bekliyordu! O şikayet ettiğin adam sayesinde hak ettiği yeri buldu. Şimdi seçimini söyle. Fazla vaktim yok. Bu işi hemen halletmeliyim. Stüdyomda yapmam gereken işler var. "
Dolan gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Ya kendi hayatımı kurtaracaktım ya da başka birisinin ömrünü hapiste geçirmesine razı olacaktım. O adamı öldüren kişi nasıl bu kadar rahat olabiliyor? Geceleri nasıl uyuyor?
"Hadi uykucu sadece bir kelime edeceksin. Para mı, silah mı? "
Ağzım açılıp kapanıp duruyordu. Bencil olmalı mıydım? Yoksa adil olup ölmeli miydim? Gözlerimdeki yaşları sildikten sonra doğruldum. Başka şansım yoktu. Yapabileceğim bir şey yoktu. Cevap verdim.
"Para. "
Yüzündeki gülümsemeyle silahı aldı ve parayı bana doğru uzattı. Sandalyesini geriye doğru çektikten sonra ben çantayı kapatıp parayı aldım. Bileğimden tutarak beni sürüklemeye başladı. Parayı aldıktan sonra gidebileceğimi sanıyordum.
"Nereye götürüyorsun beni? "
"Şikayet edeceğin adamı görmeye. "
Sesli bir şekilde yutkunduktan sonra bişey demeden peşinden ilerledim. Başka bir odaya geldiğimizde içerde bir çocuk oturuyordu. Çok genç olduğu belliydi. Anlattıkları hikayeye göre bu çocuk kızın platonik aşığıymış, ölen adamın kıza zarar verdiğini görünce dayanamamış. Bişey diyemedim tabiki. Burdan çıktıktan sonra ilk yapacağım şey ise polise gitmek olacakmış. İstedikleri bu. Karşılığında ise belki bana başka iyilikler de yapabilirlermiş. Verdikleri para dışında tabiki. Söyledikleri her şeyi onayladıktan sonra beni bıraktılar. Çıktığım gibi dediklerini yapıp polise gittim ve şikayetimi geri çektim. Umarım bu suçu işleyen çocuk vicdan azabı çekiyordur.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fiksi Penggemar[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...