Bayram hediyesi gibi bir günde iki bölüüüm!!!
Rose
Gözlerim kocaman açıldı. Biraz önce söylediğini ben yanlış anladım herhalde. Olamaz değil mi? Bu halde annesi ve babasının yanına gidemem. Hem daha önceden de söylemedi. Hazırlık yapmam gerekiyordu. Düzgün giyinmem gerekiyordu. Birden nerden çıktı şimdi bu?
"Jimin ben Lisa'yı merak ediyorum. Geri dönelim. "
Gülerek bana döndü. Gülünecek ne var bunda? Lisa'yı merak ediyorum işte. Ailesiyle tanışmamak için bir bahane değil.
"Merak etme seni yemezler. "
Sanki ondan korkuyorum ben aptal. Ne diyeceğim onlara? Hanımefendi ve beyefendi? Anne ve baba? Tamam abartmayalım. Anne ve baba ne? Sanki evleneceğiz. Teyze ve amca? Abla ve abi? Off çıldıracağım.
"Jimin lütfen geri dönelim. Lütfen. "
"Bir gün illa ki tanışacaksın. Ne kadar erken o kadar iyi. "
"Bugün o gün değil Jimin. Hadi dönelim. "
Bir dakika. Bir gün illa ki tanışacaksın derken? O ne demek şimdi?
"Hem neden tanışacakmışım ki bir gün? "
"Rose işin ucunda evlilik var. Benimle evlenmeyeceksin de kiminle evleneceksin? "
Ne bu şimdi? Evlilik teklifi mi? Böyle evlilik teklifi mi olur? Bugün kafayı yemezsem ben başka her şeyi kaldırırım.
"Jimin hala geri dönebiliriz. "
"Sana birşey sordum. Başkasıyla mı evlenmeyi düşünüyorsun? "
"Ben daha 20 yaşındayım ne evlenmesi? "
"Şimdi demiyorum. İlerde. "
"Konu bu değil. Konu şu an Lisa. Onu merak etmem. Hadi dönelim. "
"Çok geç. Geldik bile. "
Ne geldik mi? Nasıl geldik? Ne ara geldik? Niye geldik ki ya? Gözlerimi kapatıp kendimi koltuğa gömdüm. Belki bu bir rüyadır. Lütfen rüya olsun. Yemin ederim daha iyi bir insan olacağım yeter ki kurtulayım şu andan. Kapı açıldı. İşte birazdan öleceğim.
"Hadi gel. Merak etme seni zaten onlara anlattım. "
Bana onları hiç anlatmadın ama. Nasıl oldukları hakkında en ufak bir fikrim yok. Emniyet kemerini çözdüm. Yavaş yavaş arabadan indim. İşte tam şu an bana araba çarpması için çok doğru bir an. Hadi bekliyorum. Hazırım. İsterse öldürebilir. Birden telefonum çalmaya başladı. Tamam bir telefon da olabilir. Ekrana baktığımda Jisoo unnienin ismini gördüm. Telefonu açtım.
"Unnie? "
"Nerdesin sen? Lisa'yı bıraktın ve dönmüyorsun! "
"Busan'dayım. "
İşte pimi çekilmiş bomba patlıyor.
"Ne demek Busan'dayım?! Delirdin mi?! Orda ne işin var?! Hemen dön buraya! Lisa'nın bize ihtiyacı var. Haberleri de mi okumuyorsun?! "
"Ne haberi? "
"Haberleri oku ve buraya dön. Lisa bugün menajer tarafından ölmezse bir daha asla ölmez. "
"Tamam. "
Telefonu kapattım. Jimin hemen meraklı bakışlarını soruya çevirip ne olduğunu sordu. Ona cevap vermeden internetten Lisa'nın adını arattım. Jisoo unnienin bahsettiği haber bu olmalı. Karşımda Lisa ve TaeHyung el ele tutuşmuş duruyordu. Başlık ise Lisa için daha can yakıcıydı : " Bu Kız Durmak Bilmiyor! İki Erkeği Beraber Mi İdare Ediyor? "
Hemen sayfayı açıp yazanları okumaya başladım.
BlackPink grubunun bir tanecik maknaesi Lisa bugün de başka bir çocukla el ele kameralar karşısında göründü. Bu hayranların gözünde kötü bir etki bırakmış olmalı ki bütün sosyal medya Lisa hakkında kötü şeylerle kaplı. Hangisinin gerçek sevgilisi olduğunu bilmiyoruz. YG Entertainment bu konu hakkında bir açıklama yapmadı. Bütün hayranlar ve biz heyecanla haber bekliyoruz. Maknae yoksa iki erkeği beraber mi idare ediyor. Kötü şeyler düşünmek istemiyorum ama elde değil. Siz ne düşünüyorsunuz?
Sana ne düşündüğümü söyleyeyim sizin adi bir pislik olduğunuzu düşünüyorum! Bize sormadan böyle bir bilgiyi nasıl yayarlar?! Lisa hakkında nasıl böyle konuşurlar?! Telefonu sertçe yere fırlattım. Önümde duran Jimin'e döndüm.
"Sen annenlerin yanına gidebilirsin! İster gel ister gelme ben Seul'a dönüyorum! Anahtarları ver! Çabuk! "
Şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu. O da haklıydı ne olduğunu bilmiyor. Ama benim ona açıklama yapacak vaktim yoktu. Anahtarları elime verdikten sonra buz gibi donuk bir şekilde orada kaldı. Hızlıca arabaya binip Seul'a doğru sürdüm. Aşırı derecede yaptığım hızı önemsemiyordum bile. Bu sayede çok sürmeden -yaklaşık 2 saat sonra- şirketin önüne vardım. Her yerdeydiler. Pusuda avına saldırmaya hazır bekleyen aslan gibiydiler. Arabayı gördüğü gibi hepsi dönüp baktı. Arabadan indiğim gibi de etrafıma toplaştılar. Hepsi bir ağzından sorular soruyordu. Zaten içimde patlamaya hazır pimi çekilmiş bir bomba vardı. Bu yüzden konuşmaya başladım.
"Siz kendinizi ne sanıyorsunuz da insanlara böyle şeyler söyleyebiliyorsunuz!! İnsanların özel hayatına nasıl böyle müdahale edebiliyorsunuz!! Ne olduğunu bile sormadan hemen haber yapıyorsunuz! Siz kimsiniz de bunları yapıyorsunuz?! Herkesin erkek arkadaşı olabilir ama bu onlarla sevgili olduğu anlamına gelmez! Ben menajerimle de sarılıyorum o benim sevgilim mi oluyor?! CEO beni bir yere götürürken elimden tutuyor o benim sevgilim mi oluyor?! Ben de ikisini bir arada yürütmüş mü oluyorum?! O iğrenç yorumlarınızla insanları üzmeyi bırakın! Başta önemsemeyip sustuk ama böyle bir şey yok!! Anladınız mı?! Bizi seven insanları da bize düşman etmeyin!! "
Herkes sessiz bir şekilde beni dinledi. Ben konuştuktan sonra da ağızlarından bir çıt bile çıkmadı. Önümde beliren koruma beni belimden tutup içeriye doğru götürdü. Sinirden içeriye girdiğim gibi ağlamaya başlamıştım. Birkaç kişi yanımdaydı. Beni bir yere oturttular. Elime gözyaşlarımı silmem için peçete veriyorlardı. Eğer menajerin Jungkook hakkında saçma bir fikri olmasaydı bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Gözyaşlarımı sildikten sonra yavaşça ayağa kalktım. Amacım Lisa'yı bulmaktı ama karşından bana doğru gelen menajerle karşılaştım. Her azarı işitmeye hazırdım. Bunu yaptığım için pişman da değildim. Sonuçta kardeşimi korudum. Bana kızmaya da hakları yok. Bana yaklaştığında konuşmaya başladım.
"Bunu yaptığım için pişman değilim. Eğer kızacaksanız- "
Ben cümlemi bitirmeden bana sarıldı. Şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Kısa süren sarılmanın ardından omuzlarımdan tutup bana baktı.
"Dışarda harikaydın Rose. Lisa'nın hakkını yedirtmedin. Biz de bu işin içinden nasıl çıkarız diye düşünüyorduk. Hepimizi kurtardın. Aferin sana. "
Bunları söyledikten sonra yanımdan ayrıldı. Ben de tabiki Lisa'yı bulmak için şirketi karış karış etmeye başladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...
