Bölüm 29

766 89 14
                                        

YoonGi

Arkamı dönüp yüzüne baktım. Adımı söylediğine pişman gibiydi. Ben ise tam aksine mutluydum. Sonunda o tatlı ağzından güzel kelimeler dökülebilecekti. Yavaş adımlarla yanına gittim. Tam karşısında dikilmeye başladım. Geldiğimi bilmesine rağmen ağzından bişeyler çıkmıyordu.

"Hadi konuş. Ne söyleyeceksen söyle de gideyim. "

"Tamam bekle. Yalan söylemek o kadar kolay değil. "

"Yalan söylemek aslında çok kolay. Sadece bu söyleyeceklerin gerçek olduğu için cesaret edemiyorsun. "

"Hayır! "

Bağırmaya ve kızmaya cesaret edebiliyordu. Ama benden hoşlandığını söylemeye cesaret edemiyordu. Bir de karşıma geçmiş cesurum diyor. Cesarette en zor olan şey sevdiğin insana onun sana vereceği tepkilere hazır bir şekilde giderek onu sevdiğini söylemek. Söylediğinde cesur olursun. Çünkü karşındaki kişi seninle dalga geçebilir, önemsemeyebilir, başından sağabilir ve ihtimallerin en kötüsü seni sevmeyebilir. Sevdiğin insanın seni sevmemesi işte bu en kötüsü sanırım. Neyse ki ben bu konuda şanslıydım.

"Jennie gidiyorum artık. "

Arkamı dönüp hastahaneye doğru bir adım daha attım. Kolumdan tutup önüme geçti.

"Tamam dur. Söyleyeceğim. "

"Bekliyorum. "

"Senden hoşlanıyorum. Ve duygularıma karşılık vermeni bekliyorum. "

Söylerken bile sesi titreyip kekelemişti. Şimdi ben bu kızın gerçekten beni sevmediğine nasıl inanayım?

"Böyle değil. Mesajdaki gibi. Biraz şirinlik yaparsan güzel olur. "

Onu sinir etmeyi hobilerim arasına alacağım.

"Başka derdin? Git hadi. İstemiyorum. Bunu söylediğime şükretmen gerekirdi. "

"Peki. O zaman karşılığımı da asla bilemeyeceksin. Neyse zaten hoşlanmadığın için bunun önemi yok. Ne diyeyim görüşürüz kanka mı? "

Gülerek hala kolumu tutmuş olan elini kolumdan çektim. Yanından geçip yoluma devam ettim. Artık şu hastahaneye gerçekten girmek istiyorum. Jennie'nin elini tutarak ya da tutmayarak. Sonuçta içerde iki tane kardeşim var. Hastanenin girişine yaklaştığım sırada Jennie arkadan bağırmaya başladı. Normalde durmazdım. Dediğim gibi artık hastahaneye girmek istiyorum. Ama söyledikleri beni durdurmaya yetecek kadar ilgi çekiciydi.

"YoonGi oppa!! Senden hoşlanıyorum!! Senden duygularıma olumlu ya da olumsuz anlamda karşılık vermeni bekliyorum!! "

Ani bir şekilde arkamı döndüm. Utangaç yüzünü bu mesafeden bile görebiliyordum. Koşarak yanına gittim. Evet koşarak gittim. Tam önünde durdum. Ellerimle kollarını tuttum.

"Ne dedin? Biraz önce ne dedin? "

"Gerçekten mi? Şaka yapıyor olmalısın. Bir daha söyletecek mi- "

Konuşmasını kesen şey benim dudaklarımdı. Benim dudaklarım Jennie'nin dudakları üstündeydi. Bu hayatım boyunca en mutlu olduğum anlardan biri olabilir. İlk başta şaşkınlıktan olsa gerek karşılık veremedi. Sonra ise durumu kavramıştı ve karşılık vermeye başladı. Bir de bana senden hoşlanmıyorum diyor. Tabi canım hoşlanmıyorsun. Dudaklarımı hafifçe ondan ayırdım. Gözlerimi açıp ona baktığında gözlerinin hala kapalı olduğunu gördüm. Bir süre sonra açtı. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki lafını bölen ben oldum.

"Eğer duyguların gerçek olsaydı işte vereceğim cevap bu olurdu. Ama bana gerçek olmadığını söyledin. Yani burda yaşananları ikimizin de unutması doğru olan. Bunları unut. Tamam mı? "

"Neden unutayım ki? "

"Nerenle dinliyorsun beni sen? Şaka yapıyor olmalısın. Bir daha mı anlattıracaksın şim- "

Şimdi ise benim ona biraz önce yaptığım gibi konuşmamı durduran o olmuştu. Öpücüklerine karşılık verirken bir yandan da sırıtıyordum. O da benim gibi yavaşça ayrıldı. Gülümsediğimi görünce gülmeye başladı. Kendime çekip ona sarıldım. Kolları hemen belimi buldu. Boyu benden kısa olduğu için kafası göğüs hizama geliyordu. Kafamı eğdiğimde karşılaştığım saçlarına öpücük kondurdum. Yukarıya doğru bana baktı.

"Artık gidebilirsin. "

"Teşekkür ederim izin verdiğin için. "
Gülerek karşılık verdim. Sonra sarılmayı bırakıp alnına bir öpücük kondurdum. Arkamı dönüp hastahaneye doğru ilerlemeye başladım. Ayak seslerinden koştuğunu anlayabiliyordum. Hemen yanıma gelip elimi tuttu. Şaşkınlıkla yüzüne baktığımda konuşmaya başladı.

"Gidebilirsin dedim. Yalnız gidebilirsin değil. "

Hafif bir gülümsemeyle elimdeki elini daha da kavradım. Beraber hastahaneden içeriye girdik. Gideceğimiz katlar farklıydı. O ikinci kata ben ise üçüncü kata çıkacaktım. İkinci kata geldiğimizde elini elimden çekip yüzüme doğru yaklaştı. Yanağıma küçük bir buse kondurduktan sonra geri çekildi. Gülerek yanımdaki ayrıldı. Ben ise kafamı kaldırdığımda sinirli iki göz ile karşılaştım. Jisoo'nun gözleri. Bu gözler bana Jennie'yle arasında iyi şeyler olmayacak diyordu. Ancak Jennie'yle gitmek yerine üst kata çıkıp Jungkook'un yanına döndüm. HoSeok odaya alındığından Jimin'le beraber Jungkook'un başında beklemeye devam ediyorduk. Diğerlerinin nerede olduğunu bilmiyordum. Yine de tahmin edebiliyordum. HoSeok'un yanına gitmiş olabilirlerdi. Merak ettiğim Jungkook'un ailesinin nerde olduğuydu.

"Jimin Jungkook'un ailesi nerde? "

"Kafeteryaya gittiler. Kahve almaya. "

Kafamla onayladım. Arkadaki banklara doğru gidip oturmamla kalkmam bir oldu. Yoğun bakımdan çıkan doktor gülümseyerek yanımıza geliyordu. İşte iyi haber geliyor.

"Hastanın durumu iyi. Düşündüğümden çabuk toparladı. Birazdan normal odaya alınacak. "

Sadece ağzımla değil gözlerimle de gülümseyerek Jimin'e doğru koşup sarıldım. O da aynı şekilde karşılık verdi. O kadar heyecanlandım ve sevindim ki birden böyle bir tepki verdim. Sarılmayı seven bir insan olmama rağmen. Bütün kötü şeyler bitiyordu. Sonunda hepsi bitiyordu.

Playing With FireBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin