NamJoon
Hep beraber evden çıktık. Herkes çantalarını alıp arabaya bindi. Şirkete uğramadan direk havaalanına gidiyorduk. Aktarmasız olarak direk Las Vegas'a uçacaktık. Zaten iki gün sonra da Billboard ödülleri vardı. Güney Kore'yi temsil adına orda bulunuyor olmamız da bir diğer yandan gurur vericiydi. Ama aynı zamanda sorumluluk yükleyen bir şeydi. İçimde uçan kelebekler vardı ve çok heyecanlıydım.
Havaalanında kalkış saatini beklerken hepimiz kulağımızda kulaklıklarla müzik dinliyorduk. İçeri girmeden önce çekilen fotoğraflardan dolayı gözüm ağrımıştı. Sanırım flaşlara artık alışmam gerekiyordu. Gözlerimi kapattım. Eğer kalkış saatini fark edemezsem sonuçta çocuklar beni uyandırırdı değil mi?
Uykum olduğundan olsa gerek gözlerimi kapatınca uyumuşum. Akşama doğru olan bir uçuş için erken saatte gelmiştik. Neden geldiğimizi de bilmiyordum. Burda bekleyince uçak daha mı erken kalkacak sanki? Saçmalık. Neyse. Bilmem kaçıncı rüyamı görüyorken sallanmaya başladım. Kulağımdaki kulaklıktan bir şey duyamıyordum. Gözlerimi açtığımda karşımda Jungkook'u gördüm. Bana endişeyle bişeyler anlatıyordu. Aynı zamanda da sallamaya devam ediyordu.
"Hey tamam. Kalktım. "
Sanırım artık uçağa binme zamanıydı. Kulağımdaki kulaklıkları çıkarttıktan sonra Jungkook'u daha rahat duyabiliyordum.
"Hyung yarım saattir sana ne anlatıyorum ben?! Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?! "
Sanki duyuyorum da.
"Ne anlatıyorsun? " diye sordum sakince. En kötü ne olmuş olabilirdi ki? Uçağı mı kaçırdık diye saate baktım ama daha bir saat vardı.
"Tae hyung ve Jimin hyung gitti diyorum! "
"Ne demek gitti? Nereye gitti? "
"Biraz önce Jennie aradı. Yani aslında Jisoo aradı ama Jennie aradı. Yani konuşan Jennie'ydi ama Jisoo'ydu. "
Ne diyor bu?
"Jungkook sakinleş ve başa sararak düzgün anlat. "
"Tamam. Jisoo'nun telefonundan Jennie aradı biraz önce. "
İşte böyle. Yarım saattir bunu mu anlatmaya çalışıyordu?
"Kimi aradı? "
"Tae hyungu. Yani Jin hyungu aradı ama Tae hyungu aradı. Jin hyungun telefonu çaldı ama Jisoo Tae hyungla konuşmak isteyince Tae hyungla konuştular. "
Yine başladı. Neyseki bu sefer anladım.
"Eee? "
"Eeesi Lisa ve Rose kayıpmış. Magazine haber vermemek için polise gidemiyorlarmış. CEO ile konuşmuşlar ama ondan da cevap gelmeyince endişelenmişler. Tabi bunu duyan Tae hyung durur mu hemen ayaklandı. Biz sorduk noldu diye. Jimin hyung Rose'yi de duyunca o da ayaklandı. İkisi beraber YG şirketine gidecek galiba. Koşarak çıktılar. Arkasından da HoSeok hyungla Jin hyung koştu. Tahmin edebileceğin üzere YoonGi hyung burada oturuyor. Ben de sana haber vermek için gitmedim. "
Bir saat sonra uçak kalkacak ve o lanet olasıcalar iki kız peşine mi gidiyor?! Üstelik Billboard'a gideceğiz! Billboard! Nasıl bunu yok sayıp buradan çıkarlar?! Hemen kalkıp dışarıya çıktım. Ancak herkes dışarda bana mikrofon uzatıyordu.
"Diğer üyeler neden koşarak çıktı? Siz neden burda kaldınız? Yoksa gitmiyor musunuz? Kötü bir şey mi oldu? " gibi milyonlarca soru duyuyordum. Telefonum çalmaya başlayınca ekranda Bang PDnim'in numarasını gördüm. İşte başladığımız gibi bitecektik. Önce önümdeki insanlarla ilgilenmeliydim.
"Jimin evde bir eşyasını unuttu. Onun için çok önemliydi. O koşarak gidince diğer üyeler de onu durdurmak için peşinden koştu ama anlaşılan durduramamışlar. Hiçbir sorun yok. Endişelenmeyin. Şimdi izninizle. "
Açıklama yapmama rağmen beni rahat bırakmıyorlardı. Şimdi hepsi Jimin'in eşyasını merak ediyordu. Onları önemsemeden ilerledim ve uzun süredir çalan telefonumu açtım.
"NamJoon-ah bu da ne demek!? Siz bir adaylık aldınız ve Las Vegas'a gidiyorsunuz! Derhal o çocukları havaalanına geri getir!!! "
"Özür dilerim hemen hallediyorum. "
"Hemen! Bütün bunlar olurken ne yapıyordun?! Nasıl gittiklerini görmezsin?! Eğer o uçak kaçarsa hepinizin benden çekeceği var! "
"Özür dilerim. Merak etmeyin bu konuyla ilgileneceğim. "
Normalde böyle biri değildir. Bize çok yasak bile koymaz. Ve eminim ki diğer gruplardan daha rahat bir çalışma sistemimiz vardır ama şu an sinirlendiği konuda gerçekten haklı. Telefonumu cebime koymadan HoSeok'u aradım. Telefonu nefes nefese açtı.
"Alo?! "
"HoSeok nerdesiniz?! Uçağın kalkmasına bir saat kaldı! "
"Ana yolda deliler gibi koşuyoruz! Jimin ve Tae durmak bilmiyor! Heeey! NamJoon aradı! Durun artık! "
"Onları hemen buraya geri getirmek zorundasın. "
"Tamam deneyeceğim. "
Telefonu kapattıktan sonra çıktığım yere geri döndüm. Yani havaalanına. Çoktan gittikleri için bir şey yapamazdım. Sinirden köpürsem de bunu YoonGi hyunga ve Jungkook'a belli etmek istemiyordum ama Jungkook anlamıştı.
"Hyung ben hızlı koşuyorum. Hemen gidebilirim. "
"Jungkook ne kadar hızlı koşsan da onlar dakikalar önce çıktı. Çok geride kalırsın. "
"Sadece bana bir şans ver. "
Elimizdeki bütün imkanları denemeliydik değil mi?
"Tamam. Jin hyungu ya da HoSeok'u ara. Neredeler öğren. "
"Tamam hyung. " deyip koşarak çıktı. Ben de YoonGi hyungun karşısına oturdum. Uyuyordu. Aynen ondan beklenildiği gibi. Yaşlı bir dede gibi hareket etmekten nefret ediyor. Tekrar telefonum çaldı. Yine Bang PDnim.
"Alo? "
"NamJoon-ah durumlar nasıl? "
"HoSeok ve Jin hyung onları durdurmaya çalışıyor. Jungkook da biraz önce yetişirim diye çıktı. "
"Bütün bunlar olurken sen ve YoonGi ne yapıyor? "
"Biz burada bekliyoruz. Zaten şimdi çıksak bile onlara yetişemeyiz. "
"Doğru. Tamam. Beni haberdar et. "
"Tamam. "
Telefonu kapattıktan yarım saat kadar sonra HoSeok, Jin hyung ve Jungkook yanında Jimin ve Tae ile döndü. İkisi de moral olarak çöküktü. Hemen ayaklanıp karşılarına geçtim.
"Siz ikinizin derdi ne?! Farkında mısınız bilmiyorum ama Billboard için Las Vegas'a gidiyoruz!! Bunu yok sayıp nasıl gidersiniz?! Ya yetişmeseydiniz?!! O zaman ne olacaktı?!! Bir daha asla ama asla aptal aşklarınızı işinize karıştırmayın!! "
"Oradaki Jisoo olsa böyle diyebilecek miydin hyung? "
"Evet. Diyebilecektim Jimin. Çünkü benim için siz daha önemlisiniz. Anladın mı?! Şimdi şu seyahat bitsin dönüşte Bang PDnim'e verecek bir hesabınız var. "
Yarım saat sonra kalkan uçağa binerek Las Vegas'a doğru yol aldık. Ben konuyu havaalanında kapattım ama dönüşte dediğim gibi kapatmamış olan bir CEO bizi bekliyor olacak.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...