Bölüm 103

215 29 1
                                    

NamJoon

Bütün plan iptaldi. Menajer ve sağlam bir avukatla oturmuş Tae'nin durumunu konuşuyorduk. Avukat bize ona karşı dürüst olmamızı ve her şeyi baştan anlatmamızı istedi. Aksi takdirde bizi savunamazmış. Biz de bu yüzden en ince ayrıntısına kadar anlattık. Jungkook şu an Lisa ile sevgili olduklarını söyledi. YoonGi hyung da Jennie'yle. Bu bize artı olarak dönermiş.

"Şimdi Tae karşı tarafın elinde hangi kanıtlar var bilmiyorum ama siz daha önce bu durumu kapatmışsınız. Üstelik sen o kişiyi öldürdüğünü kabul etmişsin ve kız da zorla yaptırdığını söylemiş. Bunu düşünürsek seni suçlayacakları bir şey yok. Sadece kızları tehdit ettiğiniz ve her şeyin yalan olduğunu söyleyip ellerinde bir kanıtla çıkarlarsa o zaman sorun olacak. Ama merak etmeyin. Elimden geleneğindeki fazlasını yapıp sizi bu durumdan kurtaracağım. "

"Ayrıca basının da bu olaydan haberi olmaması gerekiyor. Sehun denen çocuğu bu konuda engelleyebilir misiniz? " diye sordu menajer.

"O konuda bir şey yapmam imkansız. Ama eğer çocukları aklarsak zaten Sehun insanların gözünde onları kıskanıp da düşürmeye çalışan bir insan olarak görünür. "

"Güzel. O zaman aklamak zorundasınız. "

"Dediğim gibi elimden gelenden fazlasını yapacağım. Bana güvenin. "

Nasıl güvenelim? Garantisi yok ki hiçbir şeyin. Ayağa kalkıp avukatla tokalaştık. O gittikten sonra bir de menajerle konuşmamız gerekiyordu.

"Bang Başkan olanları duydu. Haliyle çok sinirli. Bu işin altından kalksanız bile burada devam edebilir misiniz bilmiyorum. Onun gözüne gözükmeyin. Ve merak etmeyin sırrınız bende güvende. Kimseyle konuşmayacağım. Şimdi eve gidip dinlenin. 2 gün sonra duruşmanız var. Bu süre içinde şirkete gelmeyin. Tamam mı? "

Hepimiz başımızla onayladık ve şirketten çıktık. Dışarıda bizi bekleten arabaya binip eve doğru yol aldık. Herkes hüsrana uğramıştı. Yüzümüzden düşen bin parça eve doğru gidiyorduk. Bir yandan da Sehun'u düşünüyordum. Bize neden dava açtı? Yani YoonSun şu anda sadece bizim bildiğimiz bir evde güvende, kızlar da zaten bizim tarafımızda. Yani Sehun'un yanında olan Rose ve Jisoo. Ki onları da çok kolay bir şekilde susturabiliriz. Ya da mahkemede yalanlayabiliriz. Sehun ne buldu da bize dava açıyor?

Eve girdiğimizde herkes salonda koltuklara yığıldı. Tae olayın en başında girmek istediği yere şu an girmemek için dua ediyordu. Biz de kendi düşüncelerimizle baş başaydık. Jennie ve Lisa'nın bu durumdan haberi var mı acaba?

"Hyung? " dememle Jin ve YoonGi hyung bana döndü.

"YoonGi hyung. Jennie'yi arasana. Jungkook-ah sen de Lisa'yı. Neredeler, ne yapıyorlar, olanlardan haberleri var mı bir sorun. "

İkisi de aynı anda telefonu çıkarttı, aynı anda numara buldu, aynı anda aradı, aynı anda kapatıp bana döndü ve aynı anda "Ulaşılamıyor. " dedi. Eğer engellemiş olsalardı başkasıyla görüşüyor okurlardı. Ulaşılamıyorsa telefonları kapalı olmalı. Doğal olarak onlar da çalışıyor olabilir. Sonuçta idoller.

"Aklından neler geçiyor NamJoon-ah? " diye sordu YoonGi hyung.

"Şimdi YoonSun bizde. Kızlar bizde. Sehun yalnız. Neye dayanarak bizi dava etti? Ne buldu? İlk başta kızları bulduğunu düşündüm. Bu yüzden size arattım. Ama onları bulsaydı kızlar bizi engellerdi. Engellememişler. "

"Doğru. Üstelik şu an hastahanede. Yalnız olmasına rağmen yattığı yerden ne bulmuş olabilir ki? " diye beni onayladı Jin hyung.

"Bence gidip soralım. "

"Hayır Tae. Bu mahkemede aleyhimize işler. 2 gün boyunca burdan çıkmamamız lazım. İşin kötüsü bu haberin de yayılmaması lazım. Ama asıl soru Sehun şu an. "

"Ama bunu 2 gün geçmeden öğrenemeyiz. Evde kapalı kaldık şu an. "

O da doğruydu. Beklemekten başka çaremiz yoktu ama yine de aklımı kurcalıyordu.

"Yine de bütün gün kızlara ulaşmayı deneyin. Ayrıca bu halimiz ne? Biraz neşeli olun. Tae içeriye mi girdi. Hem girecek olsa bile son günlerimizi beraber böyle mi geçireceğiz? Biz sadece idol olmak için bir araya gelmiş herhangi bir grup değiliz. Biz başından beri dostuz. Böyle zamanlarda yan yana olalım. Ve hemen kararlar bağlamayalım. Hadi! Eğlenceli bangtan eğlenceli bir şeyler yapalım! "

Hepsi suratıma "Ne diyorsun be?! Otur oturduğun yerde! " der gibi bakıyordu. Ama pes etmeyecektim. Eğer Tae içeriye girerse son anlarımız böyle olsun istemiyordum. "En azından son gümlerimiz eğlenceliydi. " demek istiyordum.

"Hadi ama. "

"Tamam NamJoon-ah söyle. Ne yapalım? "

"Karaokeye gidelim. Sizi eğlendirmek için vokal olacağım. "

"Unuttun mu? 2 gün boyunca buradayız. "

Doğru. Aslında değil. Evet değil.

"Hayır. Yanlış. 2 gün boyunca şirkete gidemeyiz. Ama istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Hadi kalkın. "

Gönülsüz de olsa hepsini kaldırdım. Evden çıkıp arabaya bindik. Kısa süren yolculuğun ardından kendimi karaoke odasında buldum. Birkaç klasik şarkı seçtik. Hiçbirinin başlamaya hevesi yoktu. Bu yüzden ortamı yumuşatmak adına mükemmel (!) vokalimle ben başladım. İlk başta yüksek notalar olmadığından her şey güzeldi. Sonradan sıra oraya geldiğinde herkes gülmeye başladı. Ben ise önce ciddi bir şekilde notaya çıkmaya çalışıyor sonra gülüyor ve tekrar şarkıya dönüyordum. Sonradan sırayla hepimiz söylemeye başladık. Bazen düet bazen tekli birbirimizi eğlendiriyorduk. İçeriye gelen abur cuburlar, içecekler ve kahkahalarımızla tam da hayal ettiğim gibi bir akşam geçiriyorduk. Bazı şarkılarda birimiz söylerken diğerimiz şarkıda dans ediyordu. Sanki bugün hiç kötü bir şey olmamış gibi eğleniyorduk. Kız meseleleri, Tae'nin durumu derken bu kadar eğlenceli olduğumuzu unutmuştum bile. Oradan çıktığımızda içecek başka şeyler alıp Seul sokaklarında gezmeye başladık. Birbirimize şakalar yapıp eğleniyorduk. Gece olana kadar böyle etrafta dolanıp durduk. Hepimiz unutmuştuk.

"Hadi Busan'a gidelim. Oranın denizini seviyorum. " diye bir fikir attı Jimin ortaya. Hepimiz de kabul ettik. Biraz uzun bir yoldu ama umurunuzda değildi. Arabaya atladık. Son ses müzik çılgınlar gibi eğlenmeye devam ediyorduk. Jungkook yine taklitleriyle ve şakalarıyla karnımızı ağrıtacak kadar bizi güldürüyordu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bile. Busan'a geldiğimizde arabadan indik. Upuzun bir kumsalı vardı. Yürümeye başladık. Yorulana kadar. Yorulduğumuzda kumların üzerine oturduk. Hatta o kadar bitmiştik ki sırayla yattık. Hepimizin gözleri gökyüzündeydi. Bir an sesler kesildi. Ortamdan koptum ve düşünmeye başladım. Sonra düşüncelerimi onlarla paylaşmaya karar verdim.

"Gerçekten özlemişim. Denizin kokusunu, kumu, gökyüzüne uzunca bakmayı, eski bizi... "

Kafamı kaldırıp onlara döndüm. Hepsi gözlerini kapatmıştı. Uyuyordu. Önce güldüm.

"Yaaa!! Burda uyuyamazsınız! Kalkın!! "

"Ne uyuması?! Kim uyuyor? " diyerek ayağa kalktı Jimin. Sırayla hepsini uyandırdık. Artık eve gitme vaktiydi. Uzun bir yol olduğundan yolda biraz kestirdik. Eve gelip yatağımıza yattığımızda hepimizin aklından tek bir şey geçtiğine emindim : "Keşke bugün yaşananlar rüya olsa ve sabah kalktığımızda eski hayatınıza geri dönsek. "

Playing With FireHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin