Bölüm 49

636 76 22
                                    

Bugün BTS'in 4. yıldönümüüü 🎉🎊 Medyaya bir video bıraktım izlemek isterseniz. Videonun bölümle alakası yok. Sadece BTS ile alakalı. Bunca zaman boyunca BTS'in yanındaydık ve bundan sonra da yanlarında olacağız. Onları hep böyle mutlu görmek dileğiyle. Umarım bütün hayallerini gerçekleştirirler ve her zaman onları en yükseklerde görürüz. Yaşadıkları bütün güzel şeyleri hak ediyorlar. Happy 4th anniversary!!
🎊🎉🎊🎉🎉🎊🎉🎊🎉🎊🎉🎊🎉🎊🎉

Rose

Dans odasında Jisoo unnie ile çalışıyorduk. Kapı birden açıldı. İçeriye giren Jennie unnieydi ve yanında Lisa yoktu. Sorma gereği de duymadım. Menajerden azar işittiğini tahmin edebiliyordum. Çıkan haberlere karşı verilecek tepkiler önemliydi. Sonuçta herkes tarafından bizim ilişki üzerinde bir yasağımız olduğu biliniyordu. Benim Jimin, Jisoo unnienin de SeokJin ile birlikte olmasına kimse bir şey dememişti. Sadece hayranların bilmesine izin vermememiz gerekiyordu. Biz de bunu gayet iyi bir şekilde idare ediyorduk.

Jennie unnienin geldiğini fark ettikten sonra çalışmaya devam etmek için döndüm. Beni durduran telefonumdan gelen mesaj sesi oldu. Çantama doğru ilerleyip telefonu çıkarttım. Ekranda ismini görmemle yüzüm gülmüştü. Mesajı açtım.

"Grupla konuşmak için Seul'a geldim. İşim bitince buluşalım. "

Cevap yazmadım. Cevap yazmama gerek yoktu. Zaten benden buluşmak için izin istememişti. Buluşalım demişti. Telefonu tekrar yerine koydum. Ve yine dans etmem engellenmişti. Bu sefer de Lisa. İçeriye yüzünde dehşet bir ifadeyle girdi. Hepimiz yanına gittik. "Ben bittim. Bittim ben. " deyip duruyordu. Hepimizin meraklı gözlerine ve sorularına cevap bile vermeden ağır ağır yürüyüp odanın köşesine oturdu. Biz de yanına tabiki. Hala anlatması için ona bakıyorduk. Ayağa kalkıp ona su getirdim. Birkaç yudum içtikten sonra konuşmaya başladı. Her şeyi tek tek anlattı. Biz de ağzımızı açabildiğimiz kadar açmış bir şekilde onu dinledik. Daha çok azar işitmesini ve Jungkook'la bir daha görüşmeme cezası alacağını düşünüyordum. Aslında sanırım hepimiz böyle düşünüyorduk.

"Ben ne yapacağım? Tae ne olacak? "

Gerçekten bu durumda düşündüğü tek şey nasıl Tae olabiliyor? Hangisini üzeceğini seçemiyordu ama şimdi kimi sevdiği ortaya çıktı. Tae. Jungkook sanırım sadece Tae'nin boşluğunu doldurmak için biriydi.

"Lisa şu an nasıl Tae'yi düşünebiliyorsun? Menajerin sana ne dediğinin farkında mısın? Gidip Jungkook'la barışmak zorundasın. "

İşte içimdekileri dile getiren Jennie unnieye burdan kocaman bir alkış. Beynimin içindeki alkış seslerini susturduktan sonra ona onay verdim. Tae'yi tabiki seviyorum ama Jungkook ona göre daha aklı başında biri. Hem belki zamanla onu sevebilir. Değil mi?

"Ne kadar süre devam edecek bu oyun? " gibi bir soru yönelttim ona. Bu soruna ne kadar katlanması gerekiyordu merak ediyordum.

"Bilmiyorum. "

Ancak o da bilmiyordu. Maalesef bu onun suçuydu. Şirket tarafından o kadar uyarılmasına rağmen Jungkook'la görülmesinin bedelini bir şekilde ödeyecekti. Bunun nasıl olduğunun bir önemi yok. Sonuçta ona kızmadıkları için şükür etmesi gerekiyor. Neyse ki hala canlı.

Telefonumdan gelen sesle heyecanla ayağa kalktım. Bu durumda heyecanlı olmam biraz garipti biliyorum ama sonuçta konu Jimin'di. Nasıl heyecanlı olmayayım? Koşarak telefonu aldım. Bu kadar çabuk işi bitmiş miydi yani?

"Konuşmamız daha yeni bitti. Evden 5 dakika içinde çıkarım. Hazırlan geliyorum. "

Yüzümde oluşan gülümsemeyi düzeltmeye çalıştım. Biraz önceki moduma döndükten sonra tekrar kızların yanına döndüm. Lisa'yı bu şekilde bırakmak istemiyordum. Sonuçta hepimizin desteğine ihtiyacı vardı. Ama Jimin'le de uzun süredir görüşmüyordum.

"Lisa ben gitsem senin için sorun olur mu? "

Lisa cevap vermeden Jisoo unnie ayağa kalkıp beni de kaldırdı. Beraber odadan dışarıya çıktık. Şaşkındım. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sonunda bana yardımcı oldu.

"Nereye gidiyorsun? Küçük bir problem olsa bile Lisa üzülmüş belli. Onu bırakamazsın. "

Neden bu kadar dramatik oynuyor ki? Sonuçta yanında o ve Jennie unnie var.

"Jimin'le uzun zamandır görüşmüyordum. "

"Jimin için Lisa'yı mı bırakacaksın? "

Bakın bakın! Yine. Beni deli ediyor. Sanki ona ihanet ediyorum.

"Unnie abartma istersen. Yanında siz varsınız zaten. Yalnız kalmayacak ki. "

O bir şey söylemeden içeriye girdim. Lisa bana bakıyordu. Yanına ilerledim.

"Sorun yok. Gidebilirsin. Ben iyiyim. "

Tamam iyi olmadığını bilmiyorum. Ama git dedi sonuçta değil mi? Hem yanında Jennie ve Jisoo unnie var. Yanağına küçük bir öpücük kondurup odadan çıktım. Soyunma odasına ilerleyip üstünü değiştirdim. Ardından oradan da çıktım. Şirketin çıkışına gidip Jimin'i beklemeye başladım. Beş dakika içerisinde evden çıkacağını söylemesine rağmen hala gelmemiş olması beni endişelendiriyordu. Telefonumu çıkarttım.

"Jimin neredesin? "

Mesaja cevap vermesini uzun beklemedim.

"Geliyorum. Son 10. Gözlerini kapat. Saymaya başla. "

Dediğini yapıp gözlerim kapattım. İçimden ondan geriye doğru saymaya başladım. On. Gerçekten bana on saniyelik mesafe kadar uzak mı? Dokuz. Her bir saniye bir adım dersek gözlerimi açarsam şu an onu görebilirim. Sekiz. Ama açmayacağım. Yedi. Onu birden karşımda görmek beni daha da heyecanlandırabilir. Altı. Gerçekten böyle daha da heyecanlanıyorum. Beş. Son beş saniye, son beş adım. Dört. Şu an bana çok yaklaşmış olmalı. Üç. Süre bittiğinde gözlerimi açmalı mıyım? İki. Acaba geç kalacak mı? Bir. Bence tam zamanında burda olacak. Sıfır. Dudaklarımda bir öpücükle irkildim. Yavaşça açtığım gözlerimle karşımda gözlerini kapatmış Jimin'i gördüm. Elleri çoktan yanaklarıma ulaşmıştı. Bu kısa süreli buseden sonra birden aklıma gazeteciler geldi. Lisa yüzünden her taraftaydılar. Ya bizi görürlerse? Ya çoktan gördülerse?

"Jimin. Gazeteciler. "

"Ordan bakınca aptala mı benziyorum? Seni öpmeden önce tabiki etrafı kontrol ettim. "

Bu kadar düşünceli olması beni mutlu ediyordu. Dışarda bekleyen arabayı gördüğüm gibi tanımıştım. Hyungunun arabasını almıştı. Ön koltuğa geçip yanına oturdum. O sürmeye başladığında vitesi tutan eline doğru uzandım. Elini avucumun içine aldım. Sıkıca tuttum. Parmaklarına tek tek bakıyordum. Küçüklerdi. Böyle küçük ve tatlı parmakları olması onun benim çocuğum olduğunu hissettiriyordu. Uzun süredir görüşmediğiniz için ellerini tutmayı bile özlemiştim.

"Ne yapıyorsun? "

Sonunda dayanamayıp sordu.

"Küçük ve tatlı ellerini çok özlemişim oppa. "

Gülerek önüne döndü. Ben de ona döndüm. Bütün yüz hatlarına uzunca baktım. Bir rüya gibiydi. Uyanmak istemeyeceğim türden bir rüyaydı. Sırf onun için asırlarca uyuyabilirdim.

"Yüzüme bakmayı kes. Utanıyorum. "

Gülümseyerek önüme döndüm.

"Nereye gidiyoruz? "

"Şu an hiçbir fikrim yok. Yol bizi nereye götürürse. "

Sorun değildi. Bir yere gitmemiz gerekmiyordu. Onun yanımda olması bana yetiyordu. Bu yüzden şikayet etmedim. Sadece gideceğimiz yeri merakla bekliyordum. Yol bizi nereye götürecekti?

Playing With FireHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin