Şimdiye kadarki en uzun bölüm hayırlı olsun 😄 İyi okumalar...
NamJoon
Ağlarken onu sakinleştirmek isteyip yanıma çekmeye çalışmama rağmen beni ittirdi. Ona baktığımda yaşadığım vicdan azabı yetmiyormuş gibi bir de bana böyle davranıyor olması iyice canımı yakıyordu. Yanımdan uzaklaşarak koşmaya başladı. Hala ağlıyordu. Ben ise öylece arkasından baktım. Beni yanında istemiyordu, neden peşinden gideyim ki? Jungkook'un ve HoSeok hyungun normal odaya alınmış olmasına bile sevinemiyordum. Dolan gözlerimi yaşlar akmaması için gökyüzüne çevirdim. Kendimi toparlayıp ben de yürümeye başladım. Hastahanenin bahçesine geldiğimde köşede bir bankta oturduğunu fark ettim. Beni yanında istemediğine eminim ama yine de yanına gittim. Ağlaması durmuş gelen küçük damlaları durdurmaya çalışıyordu. Onu anlıyorum. Lisa'nın yanına böyle gidemezdi. Yanına oturdum. Geldiğimi fark etmesine rağmen konuşmayı geçtim yüzüme bile bakmadı.
"Özür dilerim. "
Bunu da önemsemedi. Hala aynı yere bakıyor ve hala gözyaşlarıyla ilgileniyordu.
"Ne yapmam gerekiyor? Senin arkadaşların seni nasıl dinliyorsa biz de Jin hyungu dinliyoruz. O bizim büyüğümüz. "
Yine ayni önemsememezlikle devam ediyordu. Burada resmen duvarla konuşuyordum. Yine de yılmadım.
"Bak zaten Lisa hafızasını kaybettiği için bir daha karşılaşmayacağız. Böyle mi olacak? Böyle mi ayrılacağız? "
Hadi ama! Gerçekten küstü mü? Bu mudur yani? Kaçan kovalanır mı oynayacağız?
"Kaç yaşındasın sen? Küsmek de ne demek oluyor? Büyü artık. "
"Ben yeterince büyüğüm. Arkadaşlarının kafasına dayanan silahı unutup hayatına devam etmek zorunda olacak kadar büyüğüm. Kaçırılan arkadaşını kurtarmak için ölmeyi göze alacak kadar büyüğüm. Ama siz işlediğiniz suçtan teslim olamayacak kadar küçüksünüz. Anladın mı? "
Öylece yüzüne baktım. Bu sözlerin üzerine diyeceğim birşey yoktu. Haklı olduğunu biliyordum. Zaten bu sözlerin üzerine kim bişey söyleyebilirdi ki? Gözlerine baktığımda tutmaya çalıştığı gözyaşlarının arttığını gördüm. Ellerimle yüzünü tuttum. Eliyle geri ittirmeye çalıştığında bu sefer ben onu engelledim. Zaten bir daha da zorlamadı. Gözyaşlarını silmeye çalıştıkça daha da geliyordu. Gözlerini kapattı. Kafasını kaldırıp yüzüme çevirdim. Tepki olarak kapalı gözleri açıldı.
"Özür dilerim. "
Sanki bu anı bekliyormuşum gibi içimde tutup her şey gözümden damla damla akmaya başladı. Ağladığımı görmesini istemiyordum. Biraz daha yaklaşarak ona sarıldım. Kafasını omzuna gömdü. Ben saçlarıyla yavaşça oynarken onun ağlaması şiddetleniyordu. Bu süre zarfında yaşadıkları sonucunda çok fazla dolduğunu fark ettim. Belki de Tae hapise girmeliydi. Belki de bu hepimiz için en doğrusu. Bir dakika ne saçmalıyorum? Hayır. Böyle olmak zorunda. Tae o temiz kalbiyle bir gün bile dayanamaz orada. Bu en doğrusu.
Ağlaması bitince yavaşça kafasını kaldırdı. Elinin tersiyle gözlerini sildi. Neyse ki makyaj yapmamıştı. Bir de yapsaydı şu an kendinden nefret ederdi.
"Daha iyi misin? "
"İyiyim. Teşekkür ederim. "
Gülümseyerek yüzüne baktım. O ise dizleri üzerinde birleştirmiş olduğu ellerine bakıyordu. Bu açıdan bakınca güzeldi. Işığın yansımasındandır. Başka ne olacak?
"NamJoon ben bu arada. Senin de benim de adımızı söylemeye vaktimiz olmadı. "
"Jisoo. "
Ve derin sessizlik. O adını söyledikten sonra aklıma söyleyecek bir şey gelmemişti. O da ağzını açmıyordu. Yavaşça ayaklandım.
"Ben HoSeok hyung ve Jungkook'a bakayım. Yanlarından ayrılalı uzun zaman oldu. "
Kafasını tamam anlamında salladı. Ben de gülümsedikten sonra hastahaneye doğru ilerledim. YoonGi hyung ve Jennie birden aklıma geldi. O kızlara o kadar acı çektirdikten sonra bir de onlardan biriyle sevgili olmuştu. Jisoo dışarda onun yaptıkları yüzünden ağlarken o Jennie'nin elini tutabiliyordu. Buna nasıl cesaret edebiliyordu? Her o kızın elini tuttuğunda vicdanı nasıl rahat durabiliyordu? Belki de vicdanı yoktu. Zaten vicdanı olan bir insan nasıl böyle şeyler yapabilir ki? Jungkook'un anlattıklarını hatırlıyorum da, Lisa denen o kıza hastahanede yaptıklarını. Jungkook Lisa'yı bulmasaydı kızın yüzünün morluklarla kaplanacağından emin bile olabilirim. Hızlıca merdivenlere yöneldim. Koşar adımlarla HoSeok hyung ve Jungkook'un alındığı odaya doğru ilerledim. İkisinin de ailesi buradaydı. Ayrıca Jin hyung ve Tae oradaydı. YoonGi hyung yoktu. Hemen yanlarına gittim. Yol boyunca düşündüğüm şeylerle kendimi anlamsız bir şekilde getirdiğim hırsla onunla konuşmak istiyordum.
"Tae YoonGi hyung nerede? "
"Bilmiyorum. Kafeteryaya inmiştir. "
Hemen geri döndüm. Tekrar hızlı adımlarla kafeteryaya gittim. İçeriyi karış karış ettim. Ancak burada da değildi. Belki geri dönmüştür diye tekrar merdivenlere ilerledim. Odaların bulunduğu koridora geldiğimde koridorun başından onu görebiliyordum. Tahmin etmiştim. Ellerimi yaptığım yumrukla yanına doğru ilerledim. Yanlarına yaklaştığımda son duyduğum Tae'nin konuşmasıydı.
"Tuvaletteymiş hyung. Sen gittikten hemen sonra geldi. "
Sonrası ne mi? YoonGi hyungun yüzüne indirdiğim yumruk ve yerdeki bedeni. Hırsımı atamadığım için yerdeki bedeninin üstüne çıktım ve vurmaya devam ettim. Aklıma her Jisoo'nun gözyaşları geldiğinde durmam zorlaşıyordu. Arkadan birisi belimden kavrayıp üstünden beni çekti. Dönüp baktığımda Jimin'in yüzüyle karşılaştım. Onu gördüğümde ona zarar vermemek için kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Bu sırada da YoonGi hyungu Tae ve Jin hyung yavaşça kaldırdı. Patlamış dudağındaki kanı elinin tersiyle sildi. Arkadaki banklara oturdu. Yaptıklarına o kadar çok odaklanmıştım ki yanımda konuşan Jimin'i duymuyordum bile. Ancak ne dediğini tahmin edebiliyordum. Hala belimi tutan elini çektim.
"Tamam sakinim bırak! "
Az da olsa sesimin yükseliyor olmasından dolayı inanmış gibi gözükmüyordu. Ama yine de bıraktı. Bu sefer attığım sinirin rahatlığıyla yanına doğru ilerledim. Benden önce konuşan o oldu.
"Derdin ne senin ha?! "
"Derdim ne biliyor musun?! O kızlar senin ve Jin hyungun yüzünden acı çekmişken senin hiçbir şey olmamış gibi Jennie'nin elini tutup onunla sevgili olman! "
Durumu kimse bilmiyor olsa gerek herkes anlık şok yaşadı. Sanırım sadece bilen ben vardım.
"Nasıl yapabiliyorsun?! Onların canını bu kadar yakmışken yüzsüz gibi nasıl o kızın elini tutabiliyorsun?! "
"Onların canı kimin yüzünden yandı?! Tae! Bizi bu işe kim bulaştırdı?! Tae! Ama sonuç ne oldu?! Onu kurtarmamızı istedi ve biz onu kurtardıktan sonra kurtarılmakta vazgeçip küçük bir kağıt parçası bırakarak bizi terk etti! Onun için göze aldığımız bütün tehlikeleri yok sayarak BİZİ TERK ETTİ!! "
Anlamadığımı belli ettiğim bir ifadeyle yüzüne baktım. Bizi terk etti derken?
"Bilmiyorsun çünkü siz üzülmeyin diye söylemedik. HoSeok ve Jungkook burada yoğun bakımda acı içinde yatarken, biz onların başında ağlayıp yaşamalarını umut ederken Tae çoktan Daegu'ya varmıştı bile! Neymiş vicdanı bunlara el vermiyormuş! Şimdi ben bu çocuk için yaptıklarımın bir değerinin olduğunu öğrenmediğime göre istediğim kişinin elini tutabilirim! Buna ne sen, ne Jin hyung, ne de bir başkası karışabilir. Anladın mı?! "
Yanımdan hızlıca omuz atarak geçti ve gitti. Biz ise -Jin hyung dışında- bir açıklama için Tae'ye bakıyorduk. Gerçekten bizi terk etti mi? Biz onun için bu kadar uğraşırken bizi bıraktı mı?

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...