Bölüm 23

811 101 19
                                    

Jennie

Doktorun söylediği yarım saatin geçmesini beklerken yoğun bakıma HoSeok ve Jungkook da geldi. Peşlerinden de arkadaşları. Ancak yanlarında YoonGi yoktu. Bu az da olsa içimi rahatlatmıştı. Ona yazdıklarımdan sonra yüzünü görsem utançtan yerin dibine girerdim herhalde. Ancak bir yanım da nerede olduğunu merak ediyordu. Yine de yapmam gereken o yanımı susturmaktı. Bana yaptıklarını düşünmem gerekiyordu. Ondan nefret etmem gerekiyordu. Onu düşünmemem gerekiyordu. Neyse ki daha fazla düşünmemi engelleyen doktorun sesi olmuştu.

"Kızlar içeriye girebilirsiniz. Biliyorsunuz uyandığında yanına hiçbir doktor ya da hemşire gidip kontrol yapamadı. Bu yüzden onu fazla yormayın. "

Hepimiz onaylayıp kapıdan içeriye girdik. Üstümüze bişeyler giydik ve kafamıza da poşet gibi bir şey taktık. Ardından Lisa'nın yattığı yere girdik. Kapı açıldığında hepimiz hızlıca yanına gidip toplandık. Parlayan gözlerle ona bakıyorduk ama onun bakışlarında bir anlamsızlık vardı. Boş bakıyordu. Herhalde neler olduğunu anlamaya çalışıyor diye düşündüm. Ancak iş daha kötüydü.

"Lisa kendini nasıl hissediyorsun? "

Cevap vermedi. Hala öylece suratımıza bakıyordu. Acaba ameliyatta bir terslik çıktı da sağır mı oldu diye düşünmeye başladım. Sonra test etmek için bir kez daha konuştum.

"Lisa sana söylüyorum. Beni duyuyor musun? "

"Ben mi? "

"Evet sen. "

"Benim adım Lisa mı? "

"Anlamadım. "

Dediğim gibi her şey daha kötüye dönmüştü. İyi olduğuna mutlu olmamız gerekirken bir de başımıza bu sorun çıkmıştı. Doktor bize böyle bir şeyden hiç bahsetmemişti. Ancak Lisa'nın yanına bir geliyoruz kız kendi ismini hatırlamıyor. Belki anlık bir şeydir? Ya da belki sadece ismini hatırlamıyordur? Olamaz mı? Olamıyormuş. Ben bunları düşünürken Lisa tekrar konuşarak beynimin içindeki bütün sorulara cevap verdi.

"Demek benim adım Lisa. Peki siz kimsiniz? Hanginiz annem? "

Gözlerim dolmaya başladığında onun yanında ağlamamak için kendimi dışarıya attım. Üstümdekileri hızlı hareketlerle çıkartıp yoğun bakımdan da çıktım. Ordan çıktığım gibi gözümdeki yaşlar akmaya başladı. Ellerimle akan yaşları silerken bir yandan da yürüyordum. Biraz temiz havaya ihtiyacım vardı. Derin bir nefes almam gerekiyordu. Hastahanenin en üst katına gidip çatıya çıktım. En köşeye gelip bağırarak ağlamaya başladım. Şimdi ona her şeyi nasıl anlatacaktım? Nasıl anlatacaktık? Küçüklüğünden bu yana yaşadıkları dışında bu bir hafta içerisinde başına gelenleri nasıl açıklayacaktık? Gözleriyle ölümünü gördüğü adamı unutmuş olması çok güzeldi. Hafızasını kaybetmesi onun açısından hem iyi hem de kötüydü. Bütün kötü anıları hafızasından silinmişti. Bu harika bir şey. Ama iyi anıları da silinmişti. Kahretsin! Daha adının Lisa olduğunu bile yeni öğrendi.

"KAHRETSİN!! "

İçimde tutamayıp dışarıya patladım. Boğazım yırtılana, ses tellerim kopana kadar bağırmak istiyordum. Bunların hepsinin bir rüya olmasını istiyorum. Uyanayım ve bu hafta yaşanmamış olsun. Annem o güzel gözleriyle bana bakıp "Merak etme iyisin. Sadece kabus görüyordun. " desin. Ama olmayacak. Ben buradayım ve biz yaşadığı bütün kötü anıları kaybetmiş birisine, bütün yaralarını iyileştirmiş birisine yeni bir yara açarak hayatını anlatmak zorundaydık. O daha bana anlatırken ağlamaktan göz yaşlarımı tükettiğim anıları şimdi ona nasıl anlatacağım? Lisa aramızda en küçük olduğu için ve en çok şey yaşayan kişi olduğu için onun hakkındaki konularda daha hassas oluyordum. Saçının teline zarar gelse sanırım herkesten daha çok üzülüyorum. Rose onunla aynı yaşta olmasına rağmen o hayat açısından şanslı bir insandı. Ve nedense böyle şeyler hep onun başına geliyor. Belki de bu bir işarettir. Belki de artık tertemiz bir sayfayla hayatına devam etmesi gerekiyordur. Hatta belki o temiz, beyaz sayfada bizim bile olmamamız gerekiyordur. Belki de onun için en iyisi bu olacaktır. Hem eğer her şeyi unuttuysa o zaman SeokJin Lisa'nin peşini bırakır belki. Sonuçta Lisa gidip polisle konuşur diye korkuyorlardı. Şu an Lisa o olayı bile hatırlamıyor. En iyisi yeni bir hayata başlaması. Yaşadığı şeyleri biz ona hatırlatmazsak daha mutlu bir hayat yaşayabilir. Sadece adını bilsin yeter sonuçta değil mi? Başka neye ihtiyacı var ki? Nasıl da güzel düşünüyorum ama burda yaşaması gerek. Okulu var ve istediği hayatı yaşayabilmesi için de paraya ihtiyacı var. Biz ne kadar saklasak da burada yaşadığı sürece de o yaşadığı bütün kötü anılar onun peşinde olacak. Belki de geçici hafıza kaybı. Mutluyken birden her şeyi hatırlayıp yine üzülecek. Offf offf. Kahretsin!! Hiçbir çıkış yolu yok kahretsin!

"İyi misin? "

"Değilim! "

Bağırdığım kişinin kim olduğunu bile bilmiyordum. Arkamı dönüp baktığımda YoonGi'yle karşılaştım. Neden olduğunu bilmiyorum ama donup kaldım. Bana doğru yürüdü. Ben ise hala donuk bir şekilde ona bakıyordum. Tam karşıma gelip elleriyle gözyaşlarımı sildi. İşte o an kendime geldim. Ardından ellerini çekip biraz geri çekildi. Duvara yaslanarak bana bakmaya başladı.

"Sen burada değildin. Beni nasıl buldun? "

"Ağlayarak yoğun bakımdan çıktığın sırada geldiğimi fark etmedin herhalde. Buraya geldiğinden beri seni şu kapının ordan izliyorum. Biraz yalnız kaldıktan sonra yanına gelmeyi planlıyordum. Ve geldim. "

"Gelmene ihtiyacım yoktu. Bir arkadaşa ihtiyacım yok yani. "

"O zaman ben de arkadaşın değil sevgilin olarak dururum yanında. "

"Anlamadım? "

Playing With FireHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin