Jimin
"İçeriye girişi, karşımda duruşu, hareketleri, gülüşü, bakışı... Belki her şeyi çok güzeldi. Ama ben görmedim. Bir kere bile dönüp bakmadım ona. Hak ediyordu böyle olmasını. Beni bu kadar kolay silmiş olması, Sehun'un yanında olması ve bizim arkamızdan iş çeviriyor olması. Bunların hepsi ondan uzak durmam gerektiğinin kanıtıydı. Rose bir Jennie ya da Lisa değildi. Bizim yanımızda olmak yerine Sehun'u seçmişti. O zaman bundan sonra böyle muamele görecekti. " Toplantıdan sonra eve geldiğimden beri bunları düşünmekten unutamamıştım. Kalkıp biraz çalıştım. Zaten normalde de çok uyuyan bir insan değilim. Günümün belki de 3 saatini uykuya ayırıyorumdur.
Evdekiler uyandığında ben zaten uyanıktım. Herkes hazırlanmaya başladı. Ben de dahil. Kahvaltı etmeden evden çıktık. Şirkette kahvaltı edebiliriz diye düşündük. NamJoon hyung bütün yol boyunca Jennie'ye yolu tarif etmişti. Neresini anlamadıysa. Adres altı üstü. Şirketin önüne geldiğimizde onlar daha burada değildi.
"Bir kişi burda onları beklesin bence. " diye bir fikir attı ortaya Jin hyung.
"NamJoon hyung beklesin. Zaten Jennie yolu bulamazsa ilk arayacağı insan o. " dedim. Haklıydım da. Gerçi bütün yol adres hakkında konuştuktan sonra yolu anlamıştır diye düşünüyorum.
NamJoon hyung dışında hepimiz içeriye girdik. Bu kocaman beyaz oda benim ilk evimdi. Hayatım artık burada geçiyordu. Bizden erken gelen koreografi hocaları buradaydı. Bize sahnede nasıl duracağımız gibi şeyler öğreteceklerdi. Sandalyelerden birisine oturup yatar pozisyonda durdum ve gözlerimi kapattım. Benim için 2 dakika gibi kısa bir zamandı ama gözlerimi açtığımda yarım saat geçmişti. Yani kızların burayı bulması yarım saat sürmüştü. HoSeok hyung beni uyandırdığından gözlerimi ilk açtığımda gördüğüm o oldu. Şimdi çalışma zamanı.
"Sizin yeni şarkınız Blood Sweat & Tears ile BlackPink'in Whistle şarkısını birleştirdik. İki koreografiyi birleştirip ortaya yeni bir şey koyacağız. Ondan önce sahnede bazı anlar olacak. Bunları zaten şimdi çalışacağız. Herkes hazırsa çalışmaya başlayalım. "
Hazırız tabiki. Bir an önce bitsin de kurtulalım.
"Jungkook sen işin başında havada asılı olacaksın. Sizden 4 kişiyi seçeceğiz ve kızlarla birlikte sahneye çıkacaksınız. Tanıtım gibi. Sonra herkes ortaya çıkacak ve yeni koreografiyle iki şarkıda dans edeceksiniz. Anlaşılmayan bir şey? "
Kimseden ses çıkmadı. Onaylandı. Asıl sorun kim kiminle eşleşecek?
"Jungkook başta asılı olduğundan seni baştan eliyoruz. Jin sen yakışıklısın ve grubun yüzüsün bu yüzden sen varsın. Sizin grubun yüzü kim? " diyerek BlackPink'e döndü. Jisoo elini kaldırarak bir adım öne çıktı.
"Tamam Jin'in eşini bulduk bile. Siz ikiniz kenara geçin. Şimdi Lisa'da. Kısasın ama uzun görünüyorsun. Yanında da uzun biri olmalı ama NamJoon olmasın. O çok uzun. V! V'nin boyu iyi. Siz ikiniz de geçin. "
Kader bir şekilde ikisini hala birleştiriyor ama ben hala Tae'nin YoonSun'la evde konuştuğu andayım. Her neyse. Geriye kalan Jennie ve Rose. İçimden Rose olmaması için dua ediyordum. Bir yandan da o olsun istiyordum.
"Hanginiz daha uzun? "
Rose öne çıktı. Tıpkı Jisoo gibi.
"Tamam. Jennie sen Jimin'le, Rose sen de NamJoon'la. Bu durumda JHope ve Suga dışarda kalıyor. Tamamdır. Sizinle ayrı olarak da çalışacağız. Ama şimdi yeni koreografinize çalışalım. "
Jennie. Tamam. Jennie de olur. Yapacak bir şey yok. En azından ondan akıl alırım belki. Hem ihanet eden bir insandan ziyade Jennie gibi düşünceli bir insanla eş olmak da iyidir. Değil mi?
Çalışmalara başladıktan 3 saat kadar sonra mola verdik. Masanın üzerinde duran atıştırmadıklardan ağzıma atıyordum. Yanıma gelen kişiyi kokusundan tanıdığım için kafamı kaldırıp yüzüne bakmadım. Yemeğime devam ettim.
"Benimle olmadığın için üzgün olmalısın. Las Vegas'ta beni aradığında gerçekten bana gele-"
"Aksine seninle olmadığım için mutluyum. İnanır mısın bilmem ama içimden seninle olmamak için dua bile ettim. " diyerek sözünü kestim. Yanından ayrılıp odadan da şirketten de çıktım. Daha sabah olmasına rağmen dışarda kasvetli bir hava vardı. Yağmur yağıyordu. Üstelik bugün hava durumunda güneşli yazmasına rağmen. Bu insanları anlayamıyorum. Madem yağmur yağacak neden güneşli diyorsun? Bilmiyorsan da bilmiyorum de sunma hava durumunu ama değil mi?
"Jimin! "
Sesini duymamla arkama döndüm. Niye geldi ki? Yanıma adımladı.
"Seni anlamaya çalıştım. Ama anlamadım. "
"Beni anlamana gerek yok. "
"Ama biz- "
"Biz diye bir şey yok Rose. Sen sadece BlackPink'in bir üyesisin gözümde. O kadar. Ben hayatıma sensiz devam etmek istiyorum. Ki zaten sen de bana dönmeye pek meraklı değildin. Bu yüzden daha fazla konuşmamıza gerek yok. Eğer işle alakalı bir şeyler konuşmak istersen o zaman konuşuruz. Onun dışında bence iletişim içinde olmamıza gerek yok. "
Yine onun yanından gitmeyi planlıyordum. Bırakmadı.
"Sen delirdin mi?! Yanıma gelip benimle konuşman için Las Vegas'tan dönmeni bekledim. Ama gelmedin. Bu işin bir fırsat olduğunu düşünmüştüm. "
"Eğer beni bekleseydin seni aradığımda telefonun açık olurdu. Pardon telefonun açık zaten. Sadece bana kapalı. "
"Yapmak zorundaydım. "
"Nasıl yapmak zorundaydın? Bu kadar kolay mı yaşananları unutmak? Kolay olmalı ki gittiğim gibi yanında başka birisini buluyorum. "
""Kim varmış yanımda? "
"Bak arkana. Kim varmış? "
Sehun birkaç adım sonra Rose'nin yanına geçti. Elini tutup gözlerimin içine baktı. Bir şey yapmasını bekledim. Elini çekmesini, ona elini tuttuğu için kızmasını, bana gelip açıklama yapmasını, aslında aralarında bir şey olmadığını söylemesini bekledim. Yapmadı. Asıl şimdi gitme zamanı. Geriye dönüp içeriye girdim. Çalışmaya devam etmemiz gerekiyordu. Belki çoktan başlamışlardır.
Odadan içeriye girdiğimde herkes kafasına göre takılıyordu. Jennie, Lisa ve Jisoo bir yerdeydi. Bizimkiler de şakalaşıp eğleniyordu. Bir kahve içmek iyi olur diye düşündüm ve odadan tekrar çıktım. Çıkmamla bağırış sesleri duymam bir oldu. Bir kadının sesleri. Koşarak merdivenlerden indim. Bizimkiler de duymuş olmalı ki arkamdan geliyordu. Giriş katına indik. Sesin içerden geldiğine eminim. Etrafa bakındık ama kimse yoktu. Yanlış duymuş olamam. Öyle olsa bizimkiler inmezdi.
"Ah herhalde dışardan geliyordu. Boşuna indim bu kadar. Koşmam bile mucizeyken bunları yapmam inanılır gibi değil. Hadi yukarıya çıkalım. " dedi YoonGi hyung. Çıkmadım. Burda olduğuna eminim o bağıran kişinin. Bodrum katına doğru ilerledim. Burada genelde lazım olmayan şeyler dururdu. Yavaş adımlarla ilerlerken bir ses duydum.
"Bir daha seni onunla konuşurken görürsem sizi de açığa çıkartırım anladın mı?! "
Sehun. Eğer konuşan Sehun'sa bağıran kişi de Rose demektir. Adımlarını hızlandırdım. Gelen sesleri dinliyordum. Ve tam karşımda duruyordu. Rose'nin boynundan tutmuş onu tehdit ediyordu. Koşarak yetişme hızımı arttırdım. Yetiştiğim gibi de Sehun'un suratına bir yumruk indirdim. Son duyduğum Rose'nin bağırma sesiydi. Gerisi boşluk. Gerisi kırmızı. Kan.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...
