YoonGi
Gülen gözleriyle bana bakıyordu. Yaptıklarını düşündükten sonra karşısında ona hiçbir şey hissetmeden durabiliyordum. Ama doğruyu söylemek gerekirse onu burda beklemiyordum. Bu şaşkınlığım da ondandı. Aynı şekilde Jin hyung da şaşkındı. Kendimize geldikten sonra bir tehlike olmadığını düşünmemizle arkamıza döndük. Arabada bekleyen çocukları da çağırdık. Hep beraber içeriye geçtik. Soğuk değildi. Bizi tehdit eden kız tam karşımızda duruyordu ve Jin hyung kendini zor tutuyordu.
"Geçin oturun. " diyen Jennie'yi dinleyip koltuklara oturduk. Neler döndüğünü kimse bilmiyordu. Birinin bizi aydınlatması gerekiyordu.
"Ne içersiniz? " derken mutfağa ilerliyordu Jennie.
Yiyecek bir şey yok ama içecek bir şey var mı yani?
"Hiçbir şey. " dedi Jin hyung.
"İyi. Zaten burada içecek bir şey de yokmuş. "
Jungkook gözlerini Lisa'dan çekemiyordu. Bir de evde onu unuttum diye gezinip duruyor. Jimin'in gözleri Rose'yi, NamJoon'un gözleri Jisoo'yu arıyordu. Ama burada sadece ikisi vardı. Aslında onların nerede olduğunu ben de merak ediyordum. Ve bütün bunların aksine Tae'nin gözleri YoonSun'un üzerindeydi.
"Madem kimse bir şey içmiyor o zaman direk konuya geçelim. " diyerek bir şeyler başlattı Lisa. Hepimiz olanlardan dolayı huzursuz olsak da şu an onları dinlememiz gerekiyordu.
"Şimdi önümüzde çok önemli bir sorun var. Sehun. YoonSun'un eski sevgilisinin kardeşi. Size karşı savaş açmaya çoktan hazır. Ama YoonSun'a ihtiyacı var. "
Ne diyor bu?
"Bir dakika bir dakika. Neden bahsediyorsunuz? Bu kız bizim evimize gelip bizi tehdit etti. Şimdi de siz karşımızda sanki bizim tarafımızdaymış gibi konuşuyorsunuz. Olayı baştan dinleyelim. "
Jin hyungun bu kadar sakin olmasına şaşırmıştım.
"Olay şu ; Jennie unnie ve ben evde düşündük. Her şeyin eskisi gibi olmasını istiyorduk. Bu yüzden Sehun'dan önce davranıp YoonSun'u dışarıya çıkarttık. Sizi arayıp bir yerde buluşmayı teklif edemezdik çünkü Sehun bizi sizinle görüşmememiz için tehdit etti. Yani YoonSun'un size gelme sebebi aslında buranın adresini evinizde düşürmekti. "
Yani hepsi oyundu. Ama mantıklıca düşünülmüş bir oyun. Zekice. Bunu sevdim.
"Şimdi izninizle devam ediyorum. " dedi Jennie. Meraklı gözlerle anlatacaklarını bekliyordum. İşte bu konuşan güzellik benim ... Benim neyim?
"YoonSun olmadan elindekileri kanıtlayamaz çünkü kendisi şahit olduğunu söylese de sonuçta YoonSun'un bir ifadesi var ve bu yüzden içeride yattı. Ayrıca Sehun bu kadar zaman boyunca ifade vermediği için ona inanmayacaklardır. Ama olay anında orada olduğunu bildikleri biri konuşursa inanırlar. Bu yüzden biz de YoonSun'u ondan önce çıkartıp buraya getirdik. "
"Elinde birkaç delil var ama endişelenecek bir şey yok. Eğer beraber hareket edersek bir şekilde Sehun'dan kurtulabiliriz. Biraz beklersek bizim şirkette çıkış yapabilir. Çıkış yaptıktan sonra bir şey olursa bu sefer herkesin haberi olur ve daha çok etkilenir. Böylece tamamen kurtulmuş oluruz. "
Sırayla konuşuyorlardı. Bu konuşmayı daha da etkili yapıyordu.
"Her birimize birer telefon ayarladık. Kimsenin bundan haberi olmaması gerekiyor. Sizin açınızdan pek bir sorun yok gerçi. Bu telefonlar üzerinden haberleşeceğiz. ChaeYoung ve Jisoo Sehun'un yanında olduğu için onlara ulaşmaya çalışmayın. Hatta mümkünse umudunuzu kesin. " diyerek elimize sırayla telefonları verdi. Bu söylenenleri duyduktan sonra Jimin'in suratı düşmüştü. Bunca yaşanandan sonra böyle şeyler duymak onu yıkıyordu. Ama onun Rose'den vazgeçmeyeceğini adım kadar iyi biliyordum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...