[TAMAMLANDI]
İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^
***
"Hyung seni görmeye ihtiyacım var. "
"Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...
Tae'den sonra eve vardık. Ama Jimin onunla birlikte gelmemişti. Salonun ortasındaki masaya içecekleri ve atıştırmalıkları yerleştirdik. YoonGi hyungun müzik sistemini ayarlamasına yardım etmek için yanına gittim. Beraber ayarlamaları yaptık. Onun yaptığı liste çoktan hazırdı. İki kişi olduğumuzdan da sistemi hemen kurduk. Sadece 7 kişiyle bir parti vermeyi düşünüyoruk evet. Şu an 6 ama 7 olacak. Sahi Jimin neredeydi? Tae'den sonra geldiğimiz için ben sormaya fırsat bulamamıştım.
"Tae Jimin nerde? "
Tae'ye yönelttiğim soru cevap bulmadan dış kapı açıldı ve birkaç saniye sonra Jimin içeriye adım attı. Tae de onu göstererek "İşte burda. " dedi. Yüzünde bir mutluluk vardı. "Belki de Rose'yle buluşmuştur. " diye geçirdim içimden. Sonuçta onunla buluştuğunda hep mutlu oluyor. O yüzden önemsemedim. O da geldikten sonra hep beraber başlamaya hazırdık. Koltuğa doğru ilerleyip kendini attı. Hepimiz ona döndük.
"Size harika bir haberim var. " dedi yüzündeki o kocaman gülümsemeyi silmeden. Merakla onu dinlemeye devam ettik. Cebine doğru uzandı. Çıkardığı telefonla biraz uğraştıktan sonra elime verdi. "Oku ve sırayla herkese göster hyung. " dedi. Elimdeki telefonun ekranında yazanları okuduğum gibi "Whoa Jimiiin! " diye bir tepki verdim.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Mutlulukla bana baktı. Sonunda istediğimiz gibi ilerliyordu her şey. İşte asıl bunun için parti verilebilir. Herkes mesajı okuyup Jimin'i tebrik ettikten sonra hep beraber yemeye, içmeye ve dans etmeye başladık. Dans etmeyi beceremeyen ben bile dans ediyordum. Bütün eğlenceler bittiğinde masaya oturduk. Doğruyu söyle ya da iç oynamaya karar verdik. Küçük bardaklara sojuları doldurduk. Herkesin önüne bir bardak koyduk. Aramızda en büyük olan Jin hyung sormaya başlayacaktı. Sırayla bu şekilde devam edecektik. Jin hyungun sorusu banaydı. Şaşkındım.
"NamJoon-ah. Jisooyu hala seviyor musun? "
Biraz durdum. Bu soruya cevap vermeli miyim diye düşündüm. Şu an ayrılar. Belki de bu yüzden hislerimi önemsemiştir. Önümdeki bardağa baktım. Tekrar Jin hyunga döndüm. Aramız düzelsin diye çıktığımız alış verişte bile konuşmamıştık. İlk defa konuşuyorduk. Uzun süredir ilk defa adımı söylüyordu. Şimdi onunla konuşma sıradı bendeydi.
Gayet net bir şekilde "Evet. " diye cevap verdim. Başını aşağı yukarı sakladıktan sonra önüne döndü. Soru sorma sırası bendeydi. Ben de Jungkook'a döndüm. Benimle aynı şeyleri yaşamıştı.
"Jungkook-ah peki sen? Lisa'yı hala seviyor musun? "
Tereddütsüz cevap verdi.
"Evet hyung. "
Jimin hemen olayın ortasına atladı.
"Ama böyle hiç eğlenceli değil. Cevap verilemeyecek sorular sorun. Bişeyler için ve sarhoş olun ki eğlenceli olsun. Hadi Jungkook. Sende. "
"Ben HoSeok hyunga soracağım. " diyerek HoSeok'a döndü. Evet yakınlaştık ve bu yüzden ona HoSeok diyordum.
"Jennie'den önceki sevgilinden kötü bir şekilde ayrılmışsın ama ben ne olduğunu bilmiyorum. Ne oldu? "
HoSeok soruya cevap vermek yerine önündeki bardağa uzanıp içti. Bu kadar kötü müydü? Ben ne olduğunu bilmiyordum. Bu beni daha da meraklandırmıştı ama konuyu burda kapatıp devam ettik. Oyun iyice ilerledi ve herkes yavaş yavaş cevaplayamayacağı sorular almaya başladı. En son baktığında hepimiz gerçek anlamda sarhoştuk. Etrafı toplamak yerine herkes odalarına çekilmeye karar verdi. Odaya girdiğimde kendimi direk yatağa attım.
Tam iki sene. İki sene boyunca Jisoo hakkında hiçbir şey duymamış olmama rağmen bu akşam Jin hyungdan onun hakkında bir soru almıştım. Ve onu bunca zamandır görmemiş olmama rağmen hala sevdiğimi de biliyordum. Değiştirip değiştirmediğini bilmediğim numarasını yanımdaki telefonumdan aradım. Saat geç olmuştu. Yine de önemsemedim. Birkaç kez çaldıktan sonra açıldı. Uyuyor olmalı ki uykulu sesi kulaklarıma doldu. Bir "Alo. " demesi kalbimin milyonlarca kez atmasına neden oluyordu. Onu aramamak için bunca zamandır içmemiştim. Bundan korkuyordum ve şu an korktuğum şeyi yapıyorum. Birkaç kez daha "Alo. " dedikten sonra sinirlendi.
"Bak her kimsen uykumu bölüyorsun ve saat gecenin 2'si. Bişey söylemeyeceksen kapatıyorum. "
Kapatmasını istemiyordum. Hem de hiç. Bu yüzden konuştum.
"Nasılsın? "
Evet çok basit ama sonuçta konuşmak istiyorum.
"Kiminle görüşüyorum? " diye cevap verdi. Sesimden kim olduğumu anlamamıştı. Bu beni biraz olsa üzmüştü. Soruya cevap vermedim. Konuyu değiştirdim.
"Jin hyungla ayrıldığını öğrendim. İyi misin? "
Biraz durdu. Sonra "Bekle biraz Lisa'yla aynı odada kalıyorum. " dedi. Odadan çıkana kadar onu bekledim. Sadece nefes alış veriş seslerini dinledim. Bu bile bana huzur veriyordu. Jin hyungla ayrılmış olması bana bir şans doğduğu anlamına geliyordu. Ya da sarhoş kafayla düzgün düşünemiyordum. Ne önemi var ki? Şu an onunla konuşuyorum.
"Geldim. " dedi. Benden bir kelime beklediğini anladım ve "Evet anlat bakalım. " dedim. Sarhoş olmama rağmen böyle düzgün konuşuyor olmama da şaşırıyordum. Anlatmaya başladı. Jin hyunga karşı ne hissettiğini, neden ayrıldıklarını, duyduğu nefreti, sevgiyi, kısaca her şeyi anlattı. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama baya konuştuk telefonda. Tıpkı iki sene önce hastahanenin arkasında konuştuğumuz gibi, bankta bana sarılıp ağladığı andaki gibi dinledim onu. Yine yanındaydım onun. Jin hyung değil ben yanındaydım. Ama o beni hiçbir zaman fark etmiyordu.
Sabah olmadan uyumak istiyordum ama onunla konuşmayı bırakmak da istemiyordum. Bir anda gelen cesaretle biten konuşmasının üstüne "Seni seviyorum. " dedim. Hangi mantıkla dediğimi de bilmiyorum ama sarhoşken mantık aranmaz değil mi?
"Bana kim olduğunu söylemiyorsun ama beni sevdiğini mi söylüyorsun? " dedi. "Hıhı. " diye bir ses çıkarttım. Hafif güldü. Ben de gülüşüne güldüm.
"Tamam. Ne yapabilirim senin için? " diye sordu. "Ne yapabilirsin bilmiyor musun? Çok basit. Sen de beni sevebilirsin. "
"Tanımadığım bir insanı sevemem. "
"Ama tanıyorsun. "
"Ve sen söylemiyorsun. Jin hyung dediğine göre onu tanıyorsun. Sanırım bir tahminde bulunabilirim. Sen yoksa- "
Yavaş yavaş kapanan gözlerime daha fazla meydan okuyamadım ve söylediklerinden gerisini duymadım. Sabah olduğunda her şeyi unutacağımdan emin olduğum için bir sorun yoktu. Ona bir iyi geceler bile diyemedim. Ne kadar kabayım!