Bölüm 100

259 27 24
                                        

Yine sizin düşüncelerinize ihtiyacım var sevgili okurlar.. Sona doğru ilerleyelim mi? Yoksa devam edelim? Biliyorum son zamanlarda yeni bölümler yavaş geliyor ama inanın uğraşıyorum. Sizden sadece devam edip etmemem gerektiğini duymak istiyorum. Şimdiye kadar tüm destekleriniz için teşekkür ederiiim. Yorumlarınızı bekliyorum.

TaeHyung

Lisa'yla eş olmamız biraz olsun garip hissettirmişti. İlk başta tanışmamızdan bu yana bir şekilde kader bizi hep bir araya getiriyordu. Ama Jungkook'a söyledikleri aklıma geldikçe olmayacağını biliyordum. Bir karar vermesi gerekirken aramızda gidip geliyordu. Bana beni sevdiğini söylese de ona nasıl inanabilirdim ki? Üstelik YoonSun'un yanındayken de Jungkook'la birlikteydi. Ona sadece nasıl olduğunu sormaya gitmiştim ki arkamı dönmemle Lisa'yı Jungkook'un yanında buldum.

"Burda işimiz bitikten sonra YoonSun'un yanına gideceğim. Gelmek ister misin? " diye bir soru yöneltti bana. Ve düşüncelerimden uzaklaştırdı.

"Tamam gidelim. "

İşte bir fırsat. Onunla konuşacağım. Artık her şeyi netleştireceğim. En azından ne olduğunu bileyim. Sözleşmedeki süremiz bittiğinde ona göre adım atarım. Ve hocanın sesiyle çalışmaya başladık. 3 saat ardından mola vermeye karar vermiştik. Molada bir şeyler atıştırırken Jimin Rose yüzünden olsa gerek dışarı çıktı. Rose de peşinden. Biz de o sırada aramızda eğleniyorduk. Jimin geri dönse de Rose geri dönmedi. İçeriye girdikten sonra tekrar çıktı. Onun için endişeleniyordum. Bu olaylar bittikten sonra onunla oturup konuşacağım. İçinde fırtınalar koptuğu belli oluyor. Belki anlatırsa biraz da olsa rahatlar.

Bu sefer düşüncelerimi unutturan bir çığlık sesiydi. Koşarak hepimiz aşağıya indik. Jimin tam önümüzdeydi. O da duymuş olmalı. Ancak ne kadar baksak da aşağıda kimseyi bulamadık. YoonGi hyungun söyledikleri üzerine yukarıya dönmeye karar verdik.

Tekrar yukarı çıktığımızda arkamı döndüm. Gözlerim Jimin'i arıyordu. Şu an çalışmamız umrumda bile değildi. Biraz bekledikten sonra gelmeyince aşağıda olduğunu düşünüp indim. Giriş katında gördüğüm bayana döndüm.

"Merhaba Jimin'i gördünüz mü acaba? "

"Evet. Bodrum katına doğru gidiyordu. "

"Teşekkür ederim. "

Yavaş adımlarla aşağıya iniyordum. Tekrar duyduğum çığlık sesiyle hızlandım. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Bodrum katında etrafta koşup duruyordum. Sonra bir ses daha duydum.

"Jimin yapma! "

Jimin! Sesin geldiği yöne doğru koştuğumda Sehun yerde dayak yiyor, üstüne Jimin ve Rose de arkada ağlıyordu. Hemen yanlarına gidip Jimin'i tuttum. Sehun'a hem vuruyor hem kızıyordu.

"Sen kimsin onun canını acıtabiliyorsun ha?! Ellerini kıracağım! Parmaklarını kesip köpeklere vereceğim! Sonra bakalım kimin canı acıyor! " ve daha fazlası. Kaldırdığımda hala ona gitmeye çalışıyordu ve Sehun'un yerden kalkacak hali bile yoktu. Yüzü kan içinde yerde yatıyordu. Biraz öksürdü.

"Sen göreceksin! Hayatınızı mahvedeceğim! "

Sanki Jimin'i tutmak çok kolaymış gibi bir de tehdit savuruyor ortalığa.

"Kalk ve defol burdan! Yoksa leşini çıkartmak zorunda kalacağız! "

Hepsi onun suçu. Aramızda sinirlenince en deli olana denk geldi. Ben ne yapayım? Doğrulmaya çalıştı. Emekleyerek de olsa çıktı. Rose yere çökmüştü ve hala ağlıyordu. Jimin ise hala sinirli.

Playing With FireBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin