Bölüm 102

246 29 15
                                        

Jungkook

Tae hyungun ve Lisa'nın YoonSun'un yanına gittiğini biliyordum ama ilk başta önemsemeden eve geldim. Biraz oyun oynarım unuturum dedim kendime. Ama olmadı. İçim içimi yedi ve dayanamayıp arabaya atladım. Evin önüne geldiğimde camdan içeriye baktım. Tae hyung Lisa'nın yanına doğru adımladı ve elinden tutarak onu kaldırdı. Gözlerinin içi gülüyordu. Hemen kapıyı açıp içeriye girdim. İkisi de beni fark etmedi. Bundan faydalanarak onları dinlemeye başladım.

"En başta sendin. Sonra sana olan sinirimden Jungkook'a ona sevdiğimi söyledim. Kendime de yalan söyledim o sıralar. Yani öyle sanıyordum. Ama öyle değildi. Sana olan hislerimi açıkladığımda beni sevmene rağmen aramızdaki bütün arkadaşlık bitti. Her şey bitti. Ama Jungkook öyle değildi. Bana geldiğinde ben istemedim ama benimle arkadaş kalmaya devam etti. Ona onu sevdiğimi söylediğimde beni reddetti ama yine bir şey değişmedi. O beni hiç bırakmadı. Sen bıraktın. Bu yüzden en başta sendin ama şimdi Jungkook. Konuşma bitti mutlu musun? "

"Değilim. "

Tae hyungun gözleri dolmuştu. Onun için üzülsem de çılgınlar gibi dans etmek istiyordum. Hızlı adımlarla ilerleyip Lisa'nın arkasında durdum. Bileğinden tutup kendime çevirdiğim gibi dudaklarımı dudaklarında buldum. Birkaç saniye sonra o da karşılık vermişti. Yavaşça ayrıldığımızda gözlerim hala kapalıydı ve gülümsüyordum. Rüya olmasından korkuyordum. Gözlerimi açtığımda yatağımda olmaktan korkuyordum. Ellerimin arasındaki yüzünü hissetmek yetiyordu şu anda.

"Aç gözlerini. Burdayım. " diyerek fısıldadı. Ona güvendim ve yavaşça açtım gözlerimi. Gülümseyerek bana bakıyordu.

"Sanırım kahvaltıya biri daha eklenmiş. "

Kafamı çevirdiğimde YoonSun bana bakıyordu. Lisa'dan ayrıldım.

"Günaydın. "

"Günaydın. "

Her ne kadar kahvaltı etmelik bir saat olsa biz kahvaltımızı ettiğimizden dolayı olsa gerek masada öğle yemeği vardı. YoonSun masayı görünce şaşırmıştı. Ama sorun etmedi. Hep beraber yemeğe başladık. Bundan sonra ne olacağını düşünmeye başladım. Uğraşmamız gereken bir YoonSun meselesi vardı. Ayrıca şirkette uymam gereken bir sözleşme. Eğer Lisa olursa sözleşme yalan olacak. Telefonum çaldığında irkildim. Çıkartıp açtım.

"Efendim hyung? "

"Jungkook-ah Tae'nin seninle olduğunu duydum. Jimin'le de konuştum. İyiymiş. Şirkete gelin. Biraz çalışalım. "

"Kızlarla mı? "

"Hayır. MAMA'da onlarla olacağız evet ama çıkartmamız gereken yeni şarkılar var. Onlarla ilgileneceğiz. "

"Tamam. "

Telefonu kapatıp Tae hyunga döndüm.

"Hyung NamJoon hyung aradı. Şirkette bizi bekliyormuş. "

"Gidelim o zaman. "

Hiçbir şey olmamış gibi davransak da onunla sonra konuşacaktım.

Ayağa kalktığımızda YoonSun ve Lisa da kalktı. İkisi de kalmamız için ısrar etmedi çünkü gitmek zorunda olduğumuzu biliyorlardı. Kapıya kadar bize eşlik ettiler. Lisa'ya döndüm. Gülümseyerek bana bakıyordu. Yüzünü ellerim arasına alıp alnından öptüm. Elleriyle ellerimi tuttu.

"Git hadi. "

"Gitmek istemiyorum. "

"Yarın görüşürüz. " diyerek güldü ve gitmem için beni ittirdi. Tae hyung ise çoktan arabaya ulaşmış bana ordan bağırıyordu.

"Jungkook-ah hadi! Bütün gün seni bekleyemem! "

Lisa'ya el salladıktan sonra koşarak arabaya bindim. Şimdi onunla Lisa hakkında konuşacaktım. Ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Ne demeliyim? Söze nasıl başlamalıyım? Ya da şimdi konuşmasam mı? Nasıl olsa hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz. Böyle devam ederiz. Hayır Jungkook. Konuş ve bitir. Beni yiyip bitirmesine izin veremem.

"Hyung. " diye başladım söze. Anında anladı. Ben bir şey demeden o başladı anlatmaya.

"Konuşmamıza gerek yok. Bir kızı bin kişi ister bir kişi alır. Sana kızgın değilim. Senin yerinde olsam ben de aynı şeyi yapardım. "

"Ama hyung- "

"Kendini suçlu hissetme. Lisa'yı seviyorsun. O da seni seviyormuş. Önemli olan bu. Ben başta onu reddetmeseydim bunlar olmazdı. Ben kaybettim. Sen kazandın. Ama dostluğumuz hiçbir şeyin önüne geçemez. Ciddiyim. "

Rahatladım. Gülümsedim. O da bana gülümsedi. Nasıl bu kadar iyi bir insan olabiliyor? Nasıl bu kadar iyi karşılıyor? Ben olsam sinirlenirdim. Ki zaten içeriye de sinirlenip girmiştim. Ama o hiç böyle değil.

Şirkete geldiğimizde herkes zaten içeride bizi bekliyordu. Hazırlanan bir şarkı vardı. Sunumu da NamJoon hyung yapacaktı.

"Çıkış şarkımız Blood Sweat & Tears'dı. Şimdi de bir albüm yapmayı düşünüyoruz. Bu yüzden bir şarkı hazırladık. Not Today. Ayrıca hepinizin birer şarkı da yazmasını istiyoruz. Her üyeyi anlatan birer şarkı olacak. Böylece fanlar bizi daha iyi tanıyacak. Şimdiden çalışmaya başlayın. Bugün ise Not Today'in kaydını yapacağız. "

Hepimiz onayladık. Vokal bölümlerini söylemeye başladık. Hepimizin ilk kaydı alındıktan sonra yerler seçilmeye başladı. En iyi kim söylediyse o bölüm onun olacaktı. İlk bölüm verildikten sonra sıra ikincideydi. Böyle kayıtları yaparken içerir menajerimiz girdi. Şaşırdık çünkü onu beklemiyorduk.

"TaeHyung-ah benimle gel. "

"Bir sorun mu var? Eğer bir şey olduysa burda söyleyebilirsiniz. Gruptan sakladığım bir şey yok. "

Yüz ifadesinden dolayı korkuyordum. Kötü bir şey olduğu belliydi.

"Tamam. Söylüyorum o zaman. Biraz önce bir posta aldık. Sana gelmiş. Sehun diye birinden. Cinayet üzerine suçlanıyorsun. Mahkemeye çıkacaksın. "

Playing With FireBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin