Tae
Jimin hızlı adımlarla yanıma gelirken Jin ve YoonGi hyung bana anlamsız bir şekilde bakıyordu. Sonunda yanıma ulaşan Jimin konuşmaya başladı.
"Nerelerdeydin? Hastahaneden çıkamıyoruz kaç gündür sen ortalarda yoksun. "
Söylediklerine göre notumu okumamıştı. Ben de sanki hiç not yazmamış gibi davrandım.
"Evdeydim. Telefonum bozuldu. O yüzden aramaları göremedim. "
"O zaman burda olduğumuzu nerden öğrendin? "
"Birkaç gün siz eve gelmeyince ben de Jin hyungun şirketine gittim. Ama o da orada değildi. Danışmadaki kız anlattı her şeyi. Ben de buraya geldim. "
Beraber çocukların yanına gittik. Neler olduğu hakkında hiç fikrim yoktu. Sadece HoSeok hyungun ve Jungkook'un kaza geçirdiğini biliyordum. Nehirde telefonumu düşürdüğümü fark ettiğimde oraya döndüm. Gelen sesli aramalardan da Jin hyungtan sadece bunları biliyordum. Banka oturacağım sırada YoonGi hyung beni kolumdan tuttu ve koridorda yürütmeye başladı. Diğerlerinin görüş açısından çıktığımızda kolumu sertçe çekip kurtardım. Dışarıya çıkana kadar bişey demedim. Hastahane alanının tamamen dışına çıktı. Etrafta pek insan yoktu.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?! "
Daha ne olduğunu anlayamadan bana bağırmaya başlamasına şaşırmamalı. Bilindik YoonGi hyung işte. Bay büyük baba.
"Ne yapmışım? " dedim umursamaz bir tavırla. Gerçekten anlamıyorum. Madem notu okumadılar başka ne yapmış olabilirim ki sinirlerini bu kadar bozacak?
"Bir not bırakıp gitmek de ne demek oluyor? Dizideki bir karakter misin sen?! "
Tamam okumuşlar. O zaman Jimin'in neden haberi yok? YoonGi hyung sakinleştik sonra bunları konuşabiliriz. Ama şu an gerçekten sakinleşmesi lazım.
"Hayır. Sadece gitmek istedim. "
"Sadece gitmek istedin öyle mi?! Kafayı mı yedin sen?! Bizim ne hale geldiğimizi biliyor musun?! Nerelere gittiğimizi?! "
"Ee nolmuş yani? "
Gitmeden önce ettiğimiz kavgadan dolayı ona hala biraz sinirliydim. O yüzden fazla önemseyemiyordum. Elleriyle yakama yapıştı. Gerçekten mi hyung? Böyle mi olacak?
"Bana bak! Bir daha böyle bir şey yaparsan o telefonu kenarına attığın gölde kendim boğarak öldürürüm seni! Anladın mı?! Bir de nolmuş diyor! Yüzsüz! "
Cümlesini bitirdikten sonra beni geriye doğru ittirdi. Biraz sendelesem de düşmedim. İşte YoonGi hyungun değer verme şekli.
"Sanki umarındaymış gibi konuşma. "
"Ne dedin sen? "
"Umrunda olmadığımı biliyorum. O yüzden umarındaymış gibi davranıp bana böyle hareketler sergileme hyung. "
"Öyle mi düşünüyorsun gerçekten? Seni önemsemediğimi mi? "
"Evet. "
Arkamı dönüp gideceğim sırada beni kolumdan tutup çevirdi.
"Ne düşünürsen düşün bir daha böyle bir şey yapma. Bu olaydan da sadece benim ve Jin hyungun haberi var. Ona göre davran. "
"Emredersiniz. "
Alayla karışık konuştuğum için bana sinirlenmiş olmasına hak veriyorum.
"Bana da düzgün davran. Konuşmalarına dikkat et. "
Bu hyung benim sinirimi bozmaya başlıyordu. Hala kolumu tutan elinden kurtardım kendimi. Üstüne doğru yürüdüm.
"Dikkat etmezsem? "
"Tae kendine gel. Bu sen değilsin. Seninle şu an kavga edeceğimi mi düşünüyorsun? "
"Karşında gördüğün kişi tam da benim. Sizin oyunlarınızdan bıktım. O yüzden artık sizin istediğiniz gibi davranmayacağım. Ben sizin gibi insanlara o****u çocukluğu yapmayacağım. "
Bunu söylememle birlikte suratıma bir yumruk yedim. Zaten kaşınıyordum. İyi oldu. Yediğim yumrukla yere yapıştım. Üstüme çıktı. Ben ise sanki psikopatmış gibi bu durumdan memnun halde sırıtıyordum. Tekrar yakalarıma yapıştı.
"Bana laf ettin bir şey demedim. O kadar şey söyledin sesimi çıkartmadım. Ama haddini aştın Tae! Anladın mı? Bir daha o ağzından anneme dair ya da aileme dair bir küfür çıkarsa seni şuracıkta boğarım. Anladın mı?! "
Hayret ben daha fazla vurur diye bekliyordum. Bir yumrukla işini halletti mi yani? Hala üstümdeyken köşede bir taksi durdu. Taksiden inen kişinin yüzünü pek seçemedim ama bize doğru koşmaya başladı. Yanımıza ulaştığında onu ancak tanıyabildim. Jennie.
"Ne oluyor? Napıyorsunuz? "
Yüzünde şaşkınlık ve korku vardı. YoonGi hyung üstümden yavaş adımlarla kalktı. O kalktıktan sonra ben de doğruldum.
"Bişey yok. Her zamanki gibi YoonGi hyung ve bilindik tavırları. "
Ona lafımı söyledikten sonra arkamı döndüm ve onları orada bırakarak hastahaneye döndüm. Ağzıma gelen kan tadını daha yeni fark etmemle elimi ağzıma götürdüm. Kanıyordu ama umrumda değildi. Tişörtümün koluyla kanı sildim. İçeriye girdim. Artık karşılarında çok farklı bir Tae göreceklerine emin olabilirlerdi. Zaten HoSeok hyung ve Jungkook kaza geçirmeseydi dönmeyi düşünmüyordum. Ama döndüğüme göre onlara karşı hiçbir yetkim olmadan yaşayacaktım. Ve eğer gerekiyorsa hapise bile girecektim. Diğer yandan da Jennie'nin neden burada olduğu da düşündürüyordu beni. Burada mı çalışıyor acaba diye düşünmeye başladım. Çocukların yanına döndüğümde ise her şeyi öğrenmiş oldum. Jimin hyungun yanına gittim ve olayı sordum.
"HoSeok hyung, Jungkook ve Lisa aynı arabadaymış. Arabada ne yaşandı kimse bilmiyor ama sonuç burası. Lisa hafıza kaybı yaşadığı için normal odaya alınmasına rağmen hala hastahanede kalıyor. "
Hafıza kaybı mı? Jimin hyungun yanından kalkıp resepsiyona gittim. Lisa'nın kaldığı odayı öğrendikten hemen sonra hızlı adımlarla oraya doğru ilerledim. Kapıyı tıklatıp içeriye girdim. İçeride Rose ve Jisoo vardı. Artık hepimiz birbirimizin adını biliyorduk o lanet olay yüzünden. Gidip Lisa'nın yanına oturdum. Anlamsız bir şekilde suratıma bakıyordu.
"Lisa? "
"Efendim? "
"Beni hatırlıyor musun? "
"Üzgünüm. "
Bu onun için ve kızlar için gerçekten harika bir haberdi. Jin hyung hepsinin peşini bırakabilirdi. Beni hatırlamaması beni üzmüştü ama sonuçta her şey daha güzel olacaktı onun için.
"Sorun değil. Beni hatırlamamana sevindim. "
Yanına doğru uzanıp alnına bir öpücük kondurdum ve odadan çıktım. Tekrar yoğun bakıma döndüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...
