Jimin
Nereye gideceğimiz hakkında gerçekten fikrim yoktu. Üstelik son zamanlarda bütün Kore Lisa ve Jungkook'u konuşurken onu halka açık bir yere götürmem kötü olurdu. Arabayı sürüyordum ama ben de nereye sürdüğümü bilmiyordum. Onun için de bu sorun olmamıştı. Koskoca ülkede aklıma gidebilecek bir yer gelmiyordu. Telefonumu elime aldım. Rehbere girip numarasını buldum. Fazla çalmadan açtı.
"Nerdesin? "
"Okuldaydım hyung. "
"Doğru. Unutmuşum. Tamam. "
"Sorun mu var? Noldu? "
"Sorun yok. Derslerine iyi çalış. "
Telefonu kapatıp tekrar yerine koydum. Rose anlamsız bir şekilde bana bakıyordu. Ona baktıkça onu ne kadar özlediğimi hatırlıyordum. Uzun ya da kısa süre benim için fark etmiyordu. Birkaç dakika yanımdan gitse bile onu özlüyordum. Ama işi gereği hep benden uzak olması gerekiyordu. İşin kötü yanı artık ben de bu işin içine girecektim ve bu bizi daha çok ayıracaktı. Sanırım bu etkeni daha önce düşünmeliydim.
"Rose? "
"Evet? "
"Bugün çocuklarla konuşmak için Seul'a geldim. Bana ne olduğunu sormayacak mısın? Merak etmedin mi? "
"Merak ettim elbette. Ama eğer anlatmana değecek bir şey ise ben sormadan sen anlatırsın diye düşündüm. Görünüşe göre de öyle olacak. Sonuçta benden önemli şeyleri saklamıyorsun. Değil mi? "
Böyle sorunca ondan bir şey saklamıyor olsam da saklıyor muyum diye düşünüyordum. Hani lisede telefonu götürdüğünde telefonlar toplanırken telefonunu verirsin ama arama yapıldığında sanki vermemişsin gibi heyecanlanırsın ya. Öyle bir şey. Her neyse. Konuya dönelim.
"Bizim Tae aklından küçük bir fikir geçmiş. Bu yüzden hepimizi bir araya topladı. BigHit şirketini duymuşsundur. Fazla ünlü değil ama şirket işte. "
"Evet duydum. "
"Onların seçmeleri olduğunu öğrenmiş. Hepimiz farklı alanlarda katılmayı düşünüyoruz. Sizin gibi bir idol grubu olabilmek için. "
"Gerçekten mi?! "
Heyecanla yüzü güldü. Bu kadar sevineceğini bilseydim daha önce söylerdim. Onun sevinmesine ben de sevindim.
"Bu arada Tae ve Lisa birbirlerine gerçekten çok benziyorlar. Bizi bu işlerine içine sokan da Lisa olmuştu. Ondan vazgeçmek zorunda olması çok kötü. "
Nasıl yani? O ne demek oluyor şimdi?
"Anlamadım? Ne demek istedin? "
Söylediği şeyin sır olması gerektiği yüz ifadesinden belli oluyordu. Bana söylediği için yüzünde oluşan pişmanlık ifadesine aldırmadım. Sonuçta söyledi bir kere değil mi?
"Bir şey demedim. "
"Rose? "
"Jimin? "
"Söyle. "
Baskı altında kalmayı sevmediğini bilmeme rağmen onu baskı altına sokuyordum.
"Söylemezsen bu arabadan inemezsin. " diyerek arabayı durdurdum.
O kapı koluna uzandığı gibi anında arabayı kilitledim. Bana döndü. Benim oturduğum yerden kapıyı açabileceğini biliyordu. Ve söylemek yerine benimle inatlaşıp oraya ulaşmaya çalışmayı tercih etti. Gerçekten ne var söylese? Oturduğu yerden kalkıp bana doğru yaklaştı. Başta gelişinin kapıyı açmak olduğunu düşünüyordum ama aslında öyle bir niyeti yoktu galiba. Koltuğun kenarındaki kol ile koltuğu hafifçe indirdi.
"Madem burda kilitli kaldık o zaman değerlendirelim. "
Bu gerçekten tanıdığım Rose değildi. Bunlara cesaret edebileceği aklımın ucundan dahi geçmezdi. İkimiz arasındaki ortak yönlerden biri de utangaç olmamızdı. Yüzüme doğru yaklaştı. Bir elini belime koyarken diğer elini yanağıma koydu. Dudaklarıma iyice yaklaştığında yüzünde bir gülümseme belirdi. İstemsiz olarak bu gülümsemeye karşılı verdim.
"Çok çabuk kanıyorsun Jimin-ah! "
Birden yüz ifadem değişti. Ne demek istediğini anlamıyordum ki birden gelen sesle anladım. Kapıların açılma sesi. Yanımdaki tuşa basıp kapıları açtı ve hızlıca üstümden kalkıp kapıya doğru uzandı. Kolu çekip kapıyı da açtı ve hemen çıktı. Ben ise o sırada kendime kızmakla meşguldüm. İndirdiği koltuğu eski haline getirip ben de arabadan çıktım. Etrafa bakınmaya başladım. İki saniye içerisinde nereye kayboldu? Gerçekten iki saniye.
"Rose?! "
Sesleniyordum ancak cevap da vermiyordu. Koşarak arabanın arkasına ilerledim. Belki orada saklanıyordur diye düşündüm ama orda da yoktu. Beni endişelendiriyordu.
"Rose?! "
Kafamı çevirdiğimde arabanın kapısının yanında onu gülerek buldum.
"Söylediğim gibi çok çabuk kanıyorsun Jimin-ah! "
Kapıyı açıp arabaya bindi. Ben de yanına doğru ilerlediğimde kapıları kilitledi. İçerde kahkahalar atıyordu. Gerçekten şu anda eğleniyor muydu? Cama vurmaya başladım. Yüzümde sinirli bir ifade vardı.
"RoseAnne çabuk aç şu kapıyı!! "
Gülen ifadesi birden düştü. Daha çok bir daha bağırırsam ağlayacak gibiydi. Bağırmak, birilerine kızmak hiç bana göre değildi. Ama yapıyordum. Kapının kilidini açtığı gibi kapıyı açtım. Üzgün ifadeyle başını aşağıya eğdi.
"Çık dışarı!! "
Dediğimi yapmak yerine sürücü koltuğundan kalkıp yan tarafa geçmeye çalıştı.
"Sana yan tarafa geç demedim RoseAnne! Sana dışarı çık dedim!! "
Hiç konuşmadan bu sefer dediğimi yaptı. Kapıyı kapatmak için onu biraz sağa doğru çektim. Hala kafası aşağıya bakıyordu. Sertçe kapıyı çarptım. İki elimi de başının yan tarafına dayadım. Yavaşça kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Eski yüzümden eser yoktu. Şu an gülen bendim.
"Çabuk kanıyorsun Chae Young-ah! "
Anında onun da ifadesi değişti. Koluma vurduktan sonra gülmeye başladı. Yanındaki elimden birisiyle çenesini tuttum. Gülen ifadesi anında durdu.
"Bana bir öpücük borcun var. "
"Hayır yok. "
"Bu konu tartışmaya kapalı. "
Dudaklarına doğru yaklaştım. Öpmeye başladığımda biraz önce bana diretecek gibi olan Rose anında karşılık vermeye başladı. Ellerim onu belinden kavrarken onun elleri de saçlarıma çoktan dalmıştı. Nefeslerimiz tükendiğinde yavaşça ayrıldık. Gülümseyerek yüzüne bakıyordum.
"Tartışsak bile ben kazanacakmışım demek ki. Beni bu kadar öpmek istediğini bilmiyordum. "
Gülerek ondan ayrıldım. Onun ise yüzü kızarmıştı bile. Hala oradaydı.
"Utanmayı bırak da arabaya bin. Gidelim artık Rose. "
Nereye gideceksek artık. Sanki gideceğimiz yer kesinmiş gibi onu arabaya bindirdim. Rose camdan dışarıyı izlerken ben yola odaklanmıştım. Birden bana doğru döndü.
"Jimin burda ne yapıyoruz? "
"Anlamadım? "
"Busan'a geldik. Neden? "
Doğru. Nereye gideceğimize karar verdiğimde ona söylememiştim değil mi?
"Doğru ya. Sana söylemedim. Gideceğimiz yere karar verdim. "
"Nereye? "
"Önemi yok demiştin. "
"Sadece bilmek istiyorum. "
Daha fazla merakta bırakmak yerine ona cevap verdim.
"Kardeşim okulda hala. Onunla tanışamayacağın için üzülüyorum ama neyse. Bize gidiyoruz. Seni annem ve babamla tanıştıracağım. "
"Ne?! "
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...
