Bölüm 35

810 88 40
                                    

Tae

Onların yanından ayrıldım. Şu an yüzlerine bakmaya cesaretim yoktu. Onları terk ettiğim için pişman değildim hala bunun doğru yol olduğunu düşünüyorum. Ama onları üzüyor olmak beni yerle bir ediyordu. Koridorda yürürken kendimi birden Lisa'nın odasında buldum. Kafamı kaldırdığımda kocaman şaşkın gözlerle bana bakan üç kızla karşılaştım. Ben de aynı yüzle onlara bakıyordum. Düşüncelerim arasında boğulmuşken kendimi burada bulduğumdan nasıl geldiğim hakkında bir fikrim yoktu. Sessizliği bozup konuşmak istedim. Ama ne diyeceğim hakkında pek fikrim yoktu. Bana yardımcı olan Lisa oldu.

"Yanlış geldiniz sanırım. "

Şaşkın ifadesini nazikliğinden dolayı gülümseyen bir yüze çevirdi. Yanlış gelmedim. Doğru geldim. Ama neden geldim? İç güdülerimi mi dinledim naptım?

"Yok hayır. Ben seni görmek istedim. Hatırlıyor musun? Yanına gelmiştim. Beni hatırlayıp hatırlamadığını sormuştum. "

"Evet hatırlıyorum. Şimdi neden gelmiştiniz acaba? "

Onun saygılı konuşuyor benim ise normal konuşuyor olmamı garipsesem de sonuç olarak benden küçük olduğu için normal bir şeydi. Yine de önceden benimle saygılı konuşmazdı. Sonuçta hafızasını kaybetti değil mi? Buna alışmam gerek.

"Durumunu merak ettim. Nasıl oldun? "

İçeri girdiğimden beri şaşırdığım şey Rose ve Jisoo'nun ses çıkarmamış olmasıydı. Hatta ikisi birden ayaklanıp dışarıya bile çıktılar. Neler oluyor bunlara?

"Şaşırma. Çıkmalarını ben istedim. "

Ne ara istedin ya? Geldiğimden beri yüzüne bakıyorum. Beyninizin içinden konuşarak mı anlaşıyorsunuz? Uzaylı mısınız siz nesiniz?

"Anladım. "

"Oturun lütfen. Ben de sizinle konuşmak istiyordum. "

Dediğini yapıp biraz önce Rose ve Jisoo'nun kalkmış olduğu koltuğa oturdum. Dönüp yüzüne baktım. Konuşmak istediği şeyi merak ediyordum.

"Sizi hatırlamıyorum. Ama adınız TaeHyung değil mi? "

Kafamla evet anlamında onayladım.

"Yani benim yalancı şahitlik yaptığım kişi sizsiniz. "

Beni hatırlamıyorsa bunları nerden hatırlıyor ki? Neyse. Bunu daha sonra konuşuruz. O konuşsun sonra bana sıra gelecektir. Bu yüzden bu soruyu da kafamla onayladım.

"Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Bir adam öldürdünüz ve sizin yüzünüzden arkadaşlarım ve ben birçok acı çektik. Yine de yüzünüze bakılınca hiç pişman değil gibisiniz. Vicdanınız nasıl bu kadar rahat olabiliyor? "

Bunların hepsini sakin bir tonda söylüyor olması en sinir bozucu şeydi. Normalde bunları bağırarak söylemesi gerekmiyor muydu? Ve anlaşılan o ki her şeyi hatırlamıyor. Yoksa bana vicdanımı soramazdı.

"Sen bunları nerden hatırlıyorsun? "

"Hatırlamam sizi endişelendirdi mi? "

"Hayır. Sadece ufak detayları hatırlamamışsın. Merak ediyorum. "

"Bunları ben hatırlamadım. Bana anlattılar. "

"Aaaa şimdi anlıyorum. Anlatan kişi benden çok nefret ediyor olmalı ki o detayları atlamış. "

"Ne detayları? "

"Numaranı bulup seni aradım. Konuşmak istediğimi söyledim. Bir kafeye gittik. Sana bana yardım etmeni hapise girmek istediğimi söyledim. Sen de yapamayacağını YoonGi hyungun buna izin vermeyeceğini söyledin. Sonra YoonGi hyung, Jimin hyung ve Jungkook ile Jennie ve Rose'nin kafasına silah dayayarak beni tehdit etti. Ben de seni düşündüğüm için bu olayın peşini bıraktım. İşte bu küçük detaylar. "

Şaşkın bir şekilde yüzüme bakıyordu. Beni suçlayan bakışları az da olsa sakinleşmişti. Nasıl desem? Daha iyi bakıyordu. Sanırım anlatan kişi YoonGi hyungdan çok beni suçlamayı kafayı koymuş biriydi. Yoksa neden bunları anlatmasın ki?

"Peki neden benim için olaydan vazgeçtiniz? Yani orda Rose ve Jennie unnienin ölmesine göz yumup istediğinizi yapabilirdiniz. "

Söyleyip söylememekte tereddüt ediyordum. Sonuçta hafızasını kaybettiği için söylemek bir işe yaramazdı. Ama bilse belki daha iyi olurdu. Hem neden ondan bunu saklayayım ki?

"Sanırım senden hoşlanıyorum. "

Gözlerini büyütüp şaşkın bir ifadeyle bana baktı. Ağzından bunu belli edecek ince bir "Oh? " sesi çıktı. Bunda şaşıracak ne var? Herkes birisinden hoşlanabilir. Konuşmayacağını tahmin ettiğim için devam ettim.

"Senden bir karşılık beklemiyorum. Sonuçta hafızan geri gelmedi. Ama hafızan geri gelseydi de beni seçer miydin bilmiyorum. "

"O ne demek şimdi? "

"Benden önce Jungkook'la yakındınız. Yani o sana çok ilgi gösteriyordu. Sanırım ben sana bunu söyleyince o da söylerdi ve sen de onu seçerdin. Seni YoonGi hyungun elinden kurtaran da oydu. Yine de şu an bir şey hatırlamıyorsun ve şartlar Jungkook ve ikimiz için eşit. O yüzden bunu söylemekte bir sakınca görmedim. "

Hala şaşkındı. Şimdi de büyük ihtimalle Jungkook'un kim olduğunu merak ediyordu. Ama benden haberi varsa ondan da haberi vardır diye düşünüyorum. Ben bunları söyledikten sonra uzun bir sessizlik oldu. Bu sessizliği yine o bozamayacağı için ben bozdum.

"Kendini rahatsız hissetme. İstersen sana bunu hiç söylememişim gibi devam edebiliriz. "

Oturduğum koltuktan yavaşça ayağa kalkıp yanına adımladım.

"Neyse. Ben bizimkilerin yanına döneyim. Sanırım senin kafanı çok karıştırdım. Bu senin için iyi olmaz. "

Gülümseyerek ona yaklaştım. Yüzüne doğru eğildiğim gibi gözlerini kapatıp dudaklarını sıktı. Gerçekten onu dudağından öpeceğimi düşünmüyor değil mi? Ben öyle birisi miyim? Bu hareketine hafifçe gülüp alnına uzandım. Küçük bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildim. O da yavaşça gözlerini açtı. Konuşmaya başladığımdan beri o şaşkın ifadesi hiç değişmemişti.

"Kendine iyi bak. Sonra görüşürüz. "

Gülümsedikten sonra odadan çıktım. Bizimkilerin yanına dönüp dönmemekte emin değildim. Eğer gitseydim benden bir açıklama bekleyeceklerdi. Ama gitmezsem de yine kaçmış olacaktım. Bu ikilemler insanı öldürebilir. Eğer Jungkook ve HoSeok hyung hakkında bir gelişme varsa onların yanına gitmezsem öğrenemezdim. Bu yüzden onların yanına gittim. Kapının önünde kimse yoktu. Bu yüzden kapıyı tıklatıp içeriye girdim. Herkes içerideydi. İsteğimiz üzerine aynı odaya alınan HoSeok hyung ve Jungkook'un gözlerini açmış olduğunu gördüm. Anlık bir şok yaşasam da gülerek hemen aralarına geçtim. İkisi birden dönüp bana baktı.

"Sonunda ya sonunda!! "

Hepimiz arasındaki kavgalar, tartışmalar ve hesaplaşmalar bitmişti sanki. İkisinin de iyi olması bütün kötü olayları bize unutturmuştu. Sanki herkes her şeyi unutmuş gibiydi. Şimdi beklediğimiz tek şey ikisinin de bu hastahaneden çıkmasıydı.

Playing With FireHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin