Jennie
Bugün çekimlerden ziyade daha da önemli bir şey vardı. Toplantı. Birkaç gün önce olan kavgaya rağmen geçen sabah Lisa'yı ve Jisoo unnieyi balkonda konuşurken bulmuştuk. Bu iyiye işaretti. İki sene bu sektörde olduktan sonra hemen dağılan o gruplardan olmak istemiyordum. Üstelik bizim arkadaşlığımız çok öncelere dayanıyordu. Saçma sapan bir kavga yüzünden dağılamayız.
Sabah uyandığımda ChaeYoung'un yatağına baktım. Orada yoktu. Telaşla diğer odaya gittim. Belki kızların yanındadır diye ama orda da yoktu. Durdum. Tamam sakinleş. Buralarda bir yerdedir. Balkona doğru ilerledim yok. Mutfağa baktım yok. Banyoya baktım. Her tarafa baktım yok. Şu an panikleyebilirim değil mi? Koşarak kızların odasına döndüm.
"Kalkın! Çabuk! ChaeYoung yok! " diye bağırıyordum. İkisi de gözlerini ovuşturarak kalktılar. Hala uyku sersemi olan yüzleri söylediklerimi anlamamıştı.
"ChaeYoung! Rose! Yok diyorum yok! "
Onlar da yorganlarını ittirerek hızlıca ayağa kalktılar. Lisa telefondan onu aradığı sırada telefonun sesi geldi. Kesin evde bıraktı dışarı çıktığında da bişey oldu. Kesin kaçırdılar. Kesin öldürdüler. Kesin cesedini bir çöp kutusuna atıp kaçtılar. Şimdi polisler de gelir. Ahhh ChaeYoung-ah! Canım kardeşim benim! Bilseydim bırakır mıydım seni Jimin'in yanında! Bir dakika. Jimin. Dün gece Jimin'e gitti. Doğru. Jisoo unnieye Jimin'i aramasını söylerken gelen telefon sesine doğru ilerlemeye başladım. Ses dışardan geliyordu. Ve dakikalar sonra kapı açıldı. Yavaşça kapıyı kapattı. Arkası dönük olduğu için bizi görmüyordu. Önüne dönüp odaya doğru sessizce ilerleyecekti ama onu durdurdum.
"Günaydın ChaeYoung-ah. "
"Ah unnie. Uyandınız mı? Ama saat erken. Niye erken kalktınız ki? Ben de markete gitmiştim. "
Yalan söylediğini bu kadar belli etmesi beni şaşırtmıyordu.
"Öyle mi? Ne aldın marketten? "
"Şey aldım. "
"Ne aldın? "
"Bişey alamadım çünkü kalmamıştı. "
Gittikçe batırıyordu. Doğruyu söyleyip kurtulabilecekken neden yalan söyleyerek uzatıyordu ki?
"Ne almaya gitmiştin ki kalmamış? "
"Çikolata. "
Söylediğiyle hep beraber kahkaha atmaya başladık. Bari düzgün uydursaydın.
"Koskoca markette çikolata kalmamış öyle mi? Bak sen. "
"Hayır benim istediğim çikolatadan kalmamış. Evet aynen öyle. " dedi kendinden emin bir şekilde.
"Hadi git hazırlan. Bugün toplantımız var. "
Her birimiz hazırlandık. Şirkete girdiğimiz gibi toplantı odasına gittik. Önümüzde kağıtlar duruyordu. CEO ve menajerin odaya gelmesini bekliyorduk. Bu konu hakkında hiçbirimiz de konuşmamıştık. Kızların fikirlerini bilmiyordum. Birazdan hepsini öğrenecektim. Bana kalsa her şey böyle devam etmeliydi. Ama onlara göre pek bir fikrim yok. Zaten sözleşmeyi yenileyenler devam edecekti. Diğerleri çıkacaktı. Eğer onlar yenilemezse bu hayata solo devam edecektim.
İçeriye giren CEO ve menajeri ayağa kalkıp eğilerek selamladık. Onlar da sandalyeye oturdular. Uzatacak bir şey yoktu. Bu yüzden direk konuya girdiler.
"Kızlar önünüzdeki kağıtlar yeni sözleşmeleriniz. Değişen bir şey yok. Aynı şekilde devam edeceksiniz. "
Önümdeki sözleşmeye döndüm. İlk sözleşmede ikinci sözleşmeye kadar sevgilimizin olmasının yasak olduğu yazıyordu ama sonuçta uymadık. Kağıtları tek tek çevirerek okumaya başladım. Sevgili bölümüne geldim. Bu seferki sözleşmemiz beş senelikti ve yazan şey üç sene boyunca daha sevgilimizin olmaması gerektiğiydi. Bana sözleşmedeki her şey uyuyordu. Hiç tereddüt etmeden imzalayıp kağıdı uzattım. Diğerlerine döndüm. ChaeYoung da aynı şeyi yaptı. Lisa ve Jisoo unnie birbirlerine baktılar bir süre. İkisi de durumun farkındaydı. Ama dediğim gibi biz uzun süredir arkadaşız. Bu yüzden onlar da kağıtları imzalayıp geri verdiler.
"Kızlar şimdi şirkette devam ediyorsunuz ama bir de şöyle bir soru var : grup olarak mı, solo olarak mı? "
Tabiki grup olarak. Bunun sorulmasına bile gerek yok.
"Tamam şöyle yapalım. Grup olarak diyenler el kaldırsın. "
Anında hepimiz el kaldırdık. Bu yüzden ikinci şıkka gerek kalmadı.
"Güzel. Diğer şarkılarda görüşmek üzere. " diyerek ayağa kalktı. Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim anında. CEO kapıdan çıktıktan sonra içerde kalan menajerle konuşacaktık. O konuşmaya başladı.
"Kızlar biliyorsunuz Lisa hakkında ufak bir skandal yaşadık. "
Hepimiz başımızı salladık. Lisa'nın yüzü anında düştü.
"Bu yüzden şirketle sizin sözleşme hakkında biraz konuştuk. İki sene boyunca ChaeYoung ve Jisoo ilişkilerini iyi sakladılar. Ancak... "
İşte bomba geliyor.
"Artık diken üstündeyiz. Bu yüzden sözleşmede yazdığı gibi üç sene boyunca sevgiliniz olmaması gerekiyor. "
Hepimizin ağzı açıldı. Benim açımdan sorun yoktu. Aynı şekilde Jisoo unnie ve Lisa da. Ama ChaeYoung. Jimin'i deliler gibi seviyordu.
"Ama daha Jin ile yeni barıştık. "
Doğru mu duydum ben? Jisoo unnie için sorun olmadığını söylemiştim değil mi? Meğer sorunmuş.
"Üzgünüm kızlar. Şirketin kuralları böyle. En başından beri böyle olması gerekiyordu. Hepiniz sevgililerinizden ayrılmak zorundasınız. Olanlar yani. "
Aklıma gelen YoonGi ile bir an üzüldüm. Ona iki tane öpücük borcum vardı ama şansına küs. Asla alamayacak.
Menajer odadan çıktıktan sonra biz de ayaklandık. Herkeste moraller düşüktü. Sadece ben önemsemiyordum. Lisa neden üzüldüyse? Sanki Tae ile sevgili olacaklardı.
Sırayla arabaya binecektik ki gelen araba Jisoo unnie, ChaeYoung ve Lisa'yı aldıktan sonra beni almadı. Şoför kapıyı kapatıp beni durdurdu. Ve arkadaki arabayı gösterdi. Bişey söylemeden o arabaya yürüdüm. Kapı açıldığında içerde bana bakan YoonGi'yi gördüm. Binmek yerine öndeki arabaya dönecektim ama araba çoktan gitmişti bile. Yani binmekten başka şansım yoktu.
İçeriye geçtiğimde ondan olabildiğince uzaksa oturmaya çalıştım ancak bir arabada en fazla ne kadar uzakta oturabilirdim ki değil mi? O da gelip daha da yanıma yaklaştı.
"Beni çok özlemişsin. " dedi. Tabi ne demezsin. Ölüyorum sana.
"Bugün beni son görüşün. " dediğinde bu sefer onu ciddiye aldım. Dönüp yüzüne baktım. Güldü.
"Demek dikkatini çekmek için konuya sondan başlamak gerekiyormuş. " dedi. Ben ise hala merak ediyordum. Zaten şirket yüzünden onu göremezdim ama onun nedeni neydi?
"Neden? "
"BigHit'te stajyer olarak başladım. Şirket kurallarına göre sevgilim olmaması gerekiyor. Veda etmeye geldim. "
"Güzel. Benim de çalıştığım şirket bugün aynı şeyi söyledi. Keşke baştan katılsaydın. Beni dinlemiyorsun da en azından onları dinleyip uzak duracaksın. "
Ağzımdan çıkan laflar şu an umrumda değildi ama onu bir daha göremeyecek olmak beni gerçekten üzüyordu. Sanırım asi tavırlarının gerçekten özleyecektim. Biz bunları konuştuktan ve ben düşüncelere dalmışken araba çoktan evin önüne geldi.
"Geldik. " dedi üzgün ifadesiyle. Ben ise üzülüyor olsam da yüzüme mutlu bir ifade takındım. Elimi kapıya doğru uzattığımda tuttu ve beni engelledi. Kafamı ona çevirdiğim gibi dudaklarını dudaklarımda hissettim. Gözlerim kocaman açık ona bakıyordum ama onun gözleri kapalıydı.
Ayrıldıktan sonra "Bana olan borcunu unutmamışsındır umarım. " dedi. Unutur muyum? Ne zaman görüşsek hatırlatıyorsun. Ama iki değil miydi? Şimdi beni bir daha mı öpecek?
"Diğer borcum için geri döneceğim. Sakın bu borcu başkasında kullanmaya kalkma. Bir gün sana geri geleceğim. " dedi. Daha fazla içimde tutmadım ve ona sarıldım. Anında kafasını boynuma gömdü. Şu an zaman durursa gerçekten harika olabilirdi ama acımasızca devam ediyordu. Zaman geçiyordu ve bizim ayrılmamız gerekiyordu. Kulağıma doğru fısıldadı.
"Söz veriyorum. "
Onu arabada bırakıp eve döndüm. Verdiği söze güveniyordum. Bir gün bana geleceğine inanıyordum. Zaten başka çarem de yoktu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fiksi Penggemar[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...