Zaman geçtikçe okuyan, oylayan ve yorum yapan kişi sayısı artıyor. Sizin "yb" yorumlarınızı gördükçe daha çok yazmaya çalışıyorum. Daha da hevesleniyorum. Hepinize çok çok teşekkür ederim gerçekten. Bu hikayeyi okuduğunuz, oyladığınız, yorum yaptığınız ve sevdiğiniz için... 😍😍
Jimin
Sabah olduğunda erken kalkan ben olmuştum. Akşam eve geç geldiğim için kimseyi görmedim. Herkes sırayla kalktı. Beraber mutfakta oturuyorduk. Jin hyung da bizim için kahvaltı hazırlıyordu.
"Şirkete mailleri bıraktık. Hadi açıp bakalım. Belki cevap vermişlerdir. "
Dün seçmelerin ilk günüydü. Bu yüzden ya bugün ya da yarın cevap gelecektir diye düşünüyorduk. Jungkook'un söylediğini onaylayıp herkes maillerine bakmaya karar verdi. Hepimiz açtık. NamJoon hyung herkese gelen mesajı sesli bir şekilde okudu.
"Elemeleri geçtiniz. Tebrikler. Bugün saat 09.00-18.00 arasında sözleşmeler için şirkete gelmeniz gerekmektedir. Teşekkürler. "
Hep beraber sarıldılar. Ben mi? Ben de baktım mail kutuma. Benimki farklıydı. Benim mail kutum boştu. Hem de bomboş. Hala telefona bakıp sayfayı mail gelir diye yenilerken hepsi bana bakıyordu. Soru soran gözlere cevap verdim.
"Benim mail kutum boş. "
Hepsinin yüzü birden asıldı. Biraz önceki mutluluk kimsenin yüzünde yoktu. Onları üzdüğünü fark ettiğim gibi hemen yüzüme gülümseme ekledim.
"Üzülmeyin. Neden üzülüyorsunuz? Başvuru yaparken hepimizin kazanacağını düşünerek başvurmadık. Merak etmeyin iyi olacağım. Başka bir zaman bir daha yapıldığında bir daha başvuracağım. Belki sizinle aynı grupta olmam ama en azından aynı şirkette oluruz. "
Benim yüzümdeki sahte gülümsemenin gerçek olduğuna hepsi inandı. Kafalarını sallayıp hazırlanan kahvaltıya başladılar. Ben de iştahım olmamasına rağmen ağzıma bir şeyler atıyordum. Yemek bittikten sonra hepsi şirkete gitmek için hazırlanıp evden çıktılar. Ben de evde tek kaldım. Canım sıkılıyordu. Telefonu açıp Rose'ye mesaj attım. Aradan yarım saat geçmesine rağmen cevap vermeyince ben de aramaya karar verdim. Bir kere bile çalmadan kulağıma güzel sesi doldu.
"Üzgünüm şu an meşgulüm. Sizi sonra arayacağım. "
Gerçekten önemli bir şey olmuş olmalı ki telefonunu kapatmış. Şu an gerçekten onunla konuşmaya ihtiyacım vardı. Ama sonuçta ünlü birisi. Programında bana her zaman yer ayıramaz. Ben de televizyon izlemeye karar verdim. Yaklaşık yarım saat kadar televizyonla ilgilendikten sonra telefonum çaldı.
"Nerelerdesin? "
"Şu an setteyim. Şarkı için çekim yapıyoruz. Bir sorun mu var? "
"Hayır. İşin ne zaman biter? "
"Benim işim bitti ama Lisa'yı bekliyorum. Eve beraber gideceğiz. "
"Tamam sonra görüşürüz o zaman. "
"İşim bitince sana mesaj atarım. "
"Olur. "
Telefonu kapattıktan sonra tekrar aradı. Daha biraz önce konuştuk ne olmuş olabilir ki? Açtım. "Sevmeyi unuttun. " dedi. Anlamıyordum. "Anlamadım. " dedim. "Sevdiğini söylemeyi unuttun. Hadi çabuk söyle de kapat. " diye karşılık verdi. (Bunu bir yerden okumuştum. 😄)
"Seni seviyorum. "
"Ben de seni seviyorum. "
Tekrar kapattıktan sonra yüzümde bir gülümseme oluştu. Onu gerçekten seviyordum. Bu öylesine bir şey değildi. Lise aşkı ya da bir süre takılıp ayrılabileceğin bir sevgili de değildi. Ona aşıktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing With Fire
Fanfiction[TAMAMLANDI] İkinci kitap Blood Sweat & Tears'a beklerim ^_^ *** "Hyung seni görmeye ihtiyacım var. " "Sorun ne? Nerdesin? " Beni daha telefonu açtığım gibi endişelendirmişti. Daha merhaba ya da alo demeden beni görmeye ihtiyacı olduğunu söylemişti...
