Bölüm 92

420 49 10
                                    

Arkadaşlar uzun bir zaman geçti farkındayım. Ama şifremi unuttuğum için giremiyordum. Uzun uğraşlar sonucu buldum ve yeniden karşınızdayım. Sizi çok beklettiysem özür dilerim. Bu bölüm Sehun'un neler bildiğini anlatmak için Rose olacak. Hepinize iyi okumalaaar 🤗🤗

Rose

Dediğini yapıp sessizce masaya oturdum. İçimdeki bu korkuyu yüzüme yansıtmak istemiyordum bu yüzden tekrar cam kenarına döndüm. Yemeği yemek bile istemiyordum. Hem dışarda harika bir manzara vardı. Uzak olan şehir ışıklarını bile görebiliyordum. Yıldızlar gibi parlıyorlardı.

"Sana yemeğini yemeni söyledim Rose. Ya da ChaeYoung. Her neyse işte. "

İstediği zaman gerçekten kaba birisi olabiliyor.

"Şu aptal hikayeni dinleyeyim de kalkayım artık diyorum. Hayal gücün bize neler anlatacak bakalım. "

Onu küçümseyip anlattıklarına inanmadığımı belli edersem belki böyle bir şeyler olmadığına inanabilir.

Gözlerinin içine bakıyordum. Elindeki çatal bıçağı masanın üstüne yavaşça bıraktı. Kafasını hafifçe çevirip kapı tarafına döndü. Onun baktığı yere bakmak için ben de döndüğümde kapıda bekleyen bir adam gördüm. Sehun ile göz göze geldiklerinde adam dışarıya çıktı. Tekrar önüme döndüm.

"Şimdi sana anlatacaklarımın hayal olmadığını göstereceğim kanıtlar geliyor. "

Bu çocuk ne istiyor? Benim bu işle ne alakam var? Hem zaten adamı öldüren TaeHyung bize niye bulaşıyor?

Dakikalar sonra adam elinde siyah bir çantayla geldi. Çantayı Sehun'un yanındaki boş sandalyeye bıraktı ve çekildi. Benim ise gözüm çantadaydı. Ne zaman açacak? İçinde ne var? Bana ne gösterecek?

"Çantanın içinde ne olduğunu sonra söyleyeceğim. Şimdi güzelce yemeğimizi yiyelim. Sonra tatlı yer tatlı konuşuruz. "

Bak bak! Bir de kelime oyunu yapıyor bana. Ben burda anlatırsa ne yalan söyleyeceğim diye ecel terleri dökeyim adamdaki rahatlığa bak.

Tabiki dediği gibi rahatça yemeği yiyemedim. Ağzıma birkaç lokma attım. O da kızmasın diye yediğim birkaç parça bir şeydi. Sonra garson gelip masayı topladı. "Başka bir şey istermisiniz? " diye sorduğunda iki tane de tatlı söyledi. Şaka yapmıyormuş meğer. Gerçekten de tatlı yemeği düşünüyormuş. Bu arada ben de içimden tatlılar bir an önce gelsin de konuşsun artık diye dua ediyordum. Ve neyse ki geç kalmadı. Önüme konulduğunda elime çatalı alıp bir lokma attım ağzıma.

"Hadi anlar artık. "

Ona kalsa bütün gece yemek yiyecek. Ben de burada kendimi yiyeceğim.

"Lisa'nın o akşam öldüğünü gördüğü kişiyi tanıyor musun? "

Tanımam mı? Bizim amca oğlu.

"Ne adamı? Ne öldürmesi? Yemeğe gelmeden önce bir şeyler içtin de saçmalıyor musun acaba şu an? "

"Tamam tanımıyorsun diyelim. TaeHyung o adamı neden öldürdü biliyor musun? "

Saçma sapan sorular soracağına bana bütün bunları nerden öğrendiğini söylese de ben de güzel bir kurguyla yalanlasam. Daha gidip Jimin'i uyarmam lazım. Omların da kendilerini koruması lazım. Hatta içeriye attıkları o kadınla birlikte bunu da atsınlar içeriye. Mutlu mesut yaşayalım.

"Bak Sehun ben gerçekten neden bahsettiğini bilmiyorum. Ayrıca TaeHyung'la da yakın değilim. O konuyla sadece Lisa ilgilenir. "

"Tamam senin ağzından bir şey çıkmayacak anlaşılan. Dur da ben anlatayım. "

Evet işte bu! Sonunda. Konuş bakalım. Çıkart ağzındaki baklayı.

"Dedemi biliyorsun hasta. Bir akşam ilaç almak için dışarıya çıktım. O zamanlar bir gelir kaynağımız vardı. Düzgün bir gelir kaynağı. Yolda yürüyordum. İlerde bir araba durdu. Lisa indi içinden. O zamanlar adını bilmiyordum. "

Al işte. İkinci şahit. Bir sen eksiktin. Oğlum bunu bir öğrenseler senin de bizim gibi başın yanacak haberin yok.

"Neyse işte Lisa binaya girdi. Kapıda da biri bekliyordu. Lisa'nın arkasından o da içeriye girdi. Ben de ikisinin arkasından. Lisa merdivenleri daha hızlı çıkıyordu. Hatta geri inerken bizi fark etmedi bile. Lisa tekrar dışarıya çıktığında TaeHyung açık kalan kapıdan içeriye baktı. Sonra yanındaki şişelerden birini alıp içeriye girdi. Tam o anda Lisa yukarı çıkıyordu. Ve içerden bir çığlık sesi. Lisa olanları gördükten sonra koşarak eve kaçtı. Dakikalar sonra da TaeHyung elinde kanlarla şok olmuş bir şekilde çıktı ordan. O kadar kötüydü ki beni fark etmedi bile. Şimdi sana en can alıcı noktayı söyleyeyim mi? "

TaeHyung benim kardeşim? Ben aslında polisim ve bunca zaman TaeHyung'u izledim? O adam benim dedem? Yok canım dedesi yaşıyor. Ayrıca o adam dedesi olamayacak kadar genç.

"Dinliyorum. Nasılsa hepsi yalan. "

Gördüğü şeylere de yalan demem nasıl bir saçmalıksa?

"Merdivenleri çıkıp içeriye girdim. Kadın adama sarılmış ağlıyordu. Ben ise ağlamıyordum bile. Dona kalmıştım. Kafasını kaldırıp bana baktı. "Engel olamadım. " dedi. Yanına gidip kolundan tuttum. Sürükleyerek evden dışarıya attım onu. Kapıyı da yüzüne kapattım. Yanına gittim yerde yatan cesedin. O artık bir cesetti. Artık benim abim değildi. "

Anlamadım?! Ne dedi o?! Abim dedi dimi!? Abim!

"Ne?! "

Gözlerim kocaman açıldı. Onun ise gözlerinden yaşlar yavaşça akıyordu. Biraz önceki taş kalplilerinden eser yoktu. Ağlasa da anlatmaya devam etti.

"Birkaç dakika sonra polisler geldi. Ben abime sarılmış duruyordum. Yüzüm donuktu. İnanmak istemiyordum bile. Bir memur "Çocuğu kaldırın. Cesedi de otopsiye götürmek için alın. " dedi. Abim öldükten sonra dedemin hastalığı daha da kötüleşti. İlaçların fiyatları arttı. Abim çalışıyordu ve ben küçük olduğum için hiçbir yer beni işe almıyordu. İşte artık abim de olmadığı için dedemin azıcık maaşıyla geçinmeyle çalıştık. Yapamayınca uzaklara taşındık. Sonra seni gördüm bir gün şehire indiğimde. Televizyonda Lisa'nın yanındaydın. Bir grupta çıkış yapmıştınız. Ve TaeHyung da hapisteydi. Doğruyu söylemek gerekirse içim rahatladı. Ama sonra hapisten çıktığını öğrendiğimde delirdim. Ve ne şanstır ki sen geldin. Benim sizi aramama gerek kalmadan benim ayaklarıma geldin. "

"Sehun ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Gerçekten. "

"Hayal ürünü değilmiş değil mi? Senin bir suçun olmadığını biliyorum. Lisa'nın da. Ben bile o durumda sadece sustum. Dondum kaldım. Polislere hiçbir şey söyleyemedim. Sizden ne beklerdim ki zaten değil mi? Ama şimdi öyle olmayacak. Onu batıracağım. Çıktığı o deliğe geri sokacağım. Sen benim şansımsın. Benim hayata geri dönüş ışığımsın. Onlardan uzak durursan ki buna diğer grup üyeleri de dahil. Sizi bu olaya dahil etmeyeceğim. Yani bu akşam bir taraf seçeceksin. Benim tarafım mı? Jimin'in tarafı mı? Eğer beni seçersen senden bana yardım etmeni de isteyeceğim. "

Yani bu akşam buraya benim kötülüğüm için değil aslında benim iyiliğimi düşündüğü için çağırmıştı. Beni bu durumdan kurtarmak için çağırmıştı. Eğer Jimin'i seçersem onlarla birlikte bu batağın içine düşecektim. Ama seçmezsem de o bir daha yanımda olmayacaktı. Yani şu an ya kendimi ya da Jimin'i seçmeliyim. Bu durumda kim olsa da benim yapacağımı yapardı.

"Tamam. Seninleyim. Bu arada stresten pek bir şey yiyemedim. Bir daha yiyecek bir şeyler söyleyebilir miyiz? "

Tekrar sipariş verdikten sonra bana çantanın içini de gösterdi. Bulduğu birkaç kanıt. Aradan birkaç sene geçtiği için ona inanmamaları ihtimali de varmış. Bu yüzden kanıt toplamak zorundaymış. Ayrıca buraya gelecek parayı da avukat sayesinde bulmuş. Meğer abisi bir gün kendisine bir şey olursa diye birkaç senedir bankada para biriktiriyormuş. Sanırım geleceği görmüş. Ya da hissetmiş. Şimdi geriye bir tek bizim kızları da onlardan uzak tutmak kalıyor.

Playing With FireHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin