Ömer kollarını belime indirirken , az önce ki ciddiyetinden sıyrılıp, alay edercesine gülümsedi . "Evet , ne konuşacaktık ?"
Ona cevap vermeden kollarından sıyrılmaya çalışırken , belimi öyle sıkı kavramıştı ki , ondan kurtulmam imkansız gibiydi . "Defne , ben seni bırakmak istemiyorsam , bırakmam . Bunun farkındasın değil mi ?"
Söyledikleri üzerine tam gözlerinin içine baktım . Ben seni bırakmak istemiyorsam bırakmam . Bu cümleden bir sürü çıkarım yapılabilirdi . Beni bırakmak istemiyor muydu ? Ah , sanırım bunun benim için pek de önemli olmaması lazımdı . Bir yandan da kim oluyordu da beni kendi isteklerine göre yönlendiriyordu ? Onun istedikleri değil , benim ne istediğim önemliydi . Ve tanıştığımızdan beri çoğunlukla onun istediklerinin olması kesinlikle sinir bozucuydu .
Kollarının arasından çıkmam mümkün olmadığı için , meydan okumayı seçtim ve bende ona doğru biraz daha yaklaştım . ''Sen istedin diye değil , ben istersem yanında kalırım .'' Konuşurken dudaklarımız birbirine değmişti . Heyecanlansam da belli etmemeye çalışıyordum .
Bakışları önce dudaklarıma indi , sonra tekrar gözlerimin içine odaklandı . Bu öyle derin bir bakıştı ki , bir anda bütün kararlılığımın kaybolduğunu hissettim . Bakışlarının derinliğinde kaybolmamak elde değildi . Kömür rengi gözleri adeta kara bir nehir gibiydi . Dibi görünmeyen bir nehir ...
Bir kaç saniye daha gözlerime baktıktan sonra ''Aptal ,'' dedi duygusuz bir sesle . ''Bana meydan okuyacak kadar aptalsın sen .''
Söyledikleri üzerine tam ona cevap verecektim ki , buna izin vermeden dudaklarını dudaklarıma bastırdı . Şaşkınlıkla gözlerim büyürken ona baktım ama o gözlerini kapatmıştı .
Beni öperken , ona karşılık vermemek için direndim . Ne kadar heyecanlı olsam da ve düşüp bayılacakmış gibi hissetsem de öpüşüne karşılık verirsem kendime ihanet etmiş olacaktım .
Ellerimi göğsüne koyarak onu itmeye çalıştım ama yerinden oynamadı . Boşta olan elini başımın arkasına koydu ve geri çekilmemi tamamen engelledi . Dudakları dudaklarımı aralamam için baskı yapıyordu.
Pes etmiş bir şekilde bende gözlerimi kapatırken , geri çekilmesini bekledim . Gözlerimden bir damla yaş akmasına engel olamadım . Karşısında bu kadar güçsüz müydüm ? Beni istediğinde öpüyor , istediğinde hakaret ediyor , istediğinde bırakıp , istediğinde bırakmayacağını söylüyordu . Böyle bir şeye hiç hakkı olmamasına rağmen ben bu adama nasıl izin verebiliyordum ?
Hafifçe geri çekildiğinde gözlerimi açtım . Kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu . Aramızda ki mesafe hala çok kısaydı . ''Neden ağlıyorsun ?''
Ona cevap vermek yerine ''Neden gururumu bu kadar yok sayıyorsun , görmezden geliyorsun ?'' dedim soğuk bir tonda ama sesimin titremesine engel olamamıştım .
Çatılan kaşları gevşedi , dudakları kibirli bir tebessümle can buldu . Başımda duran elini ve belimi saran kolunu çekti . Serbest kalınca bir kaç adım geriledim .
Yüzünde ki bu ifade gerçekten can yakıcıydı . İnsana kendini o kadar değersiz hissettiriyordu ki , o böyle küstahça gülerken kendimi ona kanan aptal bir kız gibi hissediyordum .
''Gururunu yok saymıyorum .'' dedi benden geri kalmayan bir soğuklukta , gözlerimin tam içine bakarak . ''Ben ne istiyorsam onu yapıyorum , sende bana izin veriyorsun . Bu seni yok saydığım anlamına değil , senin istediğini ve kendine yakışanı yaptığın anlamına gel -''
Kırbaç gibi büyük salonda yankılanan ses , elimde ki sızlama , Ömer 'in cümlesinin devamını getirememesi ve başının hafifçe yan dönmesi , gözlerini kapatması bir anda olmuştu . Başı hala yana dönükken , gözlerini açmadı ve derin bir nefes aldı .
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fırtına
Fiksi Penggemar''Oturduğum apartmandan telaşla işe yetişmek için çıkarken , rastladığım buz gibi bakan kömür gözlerin sahibinin fırtınam olacağını nereden bilebilirdim ki ? ...
