Üzerimde ışığıyla insanın gözünü kamaştıran , üzerine yansıdığı her şeyi eriten bir güneş var gibiydi ve bu güneş sanki fırtınamı dindirip , kalbimde ki yağmura bir son verip tekrardan çiçekleri yeşertecek ışığını bana vermek istiyordu ama benim kalbimde ki çiçekleri yeşertecek olan şey yağmurdu . Benim ışığa değil , dindirilmez bir yağmurun fırtınasına ihtiyacım vardı .
Ömer 'in yanına gittiğimde korkudan ve panikten ellerim titriyordu . "Ömer ," dedim dehşete düşmüş bir şekilde . "Defne ," diye inlemesiyle , kendini yere bırakması bir oldu . Küçük bir çığlık atıp yanına çöktüğümde , gözlerim koşarak kaçan adama takıldı . Şu an onun peşinden koşup , kafasını duvara sürte sürte kıvılcım çıkartmak vardı ama şu an tek önceliğim Ömer 'di .
Başını yavaşça kaldırıp dizimin üstüne koydum . "Uyanık kal ! Ambulansı aramam lazım , telefonum yok . Telefonun nerede ?" Gözlerinin kapanıp açıldığını görünce "Ömer uyanık kal !" diye bağırdım.
"Ambulans olmaz ," dedi zorlukla . "Nasıl ambulans olmaz ? Delirdin mi sen ? Telefonunu ver bana !"
"Ambulans olmaz diyorum !" diye hırlaması beni daha da çok şaşırtmıştı . Gözlerim karnında ki yaraya takıldığında hemen üzerimde ki hırkayı çıkarttım ve kanayan yere bastırdım. Yüzünü buruştururken "Yavaş ol biraz kızıl kafa." diye mırıldandı .
Titreyen ellerimle hırkayı yarasının üzerine bastırdığımda. "Sıyırdı," diye inledi . Kaşlarımı çatıp , ona anlamadığımı göstererek baktım .
"Kurşun sıyırdı. Ciddi bir şey değil ama kan kaybetmem pek iyi olmaz ."
Korkuyla ona baktım . "Şu lanet olası telefonunu ver o zaman ! Hastaneye gidelim."
"Telefonum arka cebimde ." Artık sözcükleri söyleme hızı yavaşlamıştı . Zor konuşuyordu . "Oradan Mert'i ara . Başka hiç kimseyi arama."
Söylediklerini sorgulamaya vaktim yoktu . Arka cebinden hızlıca telefonu çıkartırken , bir elim hala yaranın üstünde hırkayı tutuyordu .
Açma tuşuna basmamla karşıma parola çıkarken "Parolası ne bunun ?" diye sordum panikle .
Ömer parolayı söyledikten sonra , dediği gibi hemen rehbere girdim ve Mert'i aradım.
Telefon iki çalıştan sonra açıldı . "Ne var manyak piç ?" Gülerek açılan telefon gözlerimin daha da yanmasına sebep olurken , karşımda ki Ömer 'in arkadaşının , Ömer 'in vurulmasına imkan vermeyen neşeli sesi sarsıcıydı .
"Benim , Defne ." dedim titreyen sesimle . "Ömer vuruldu , seni aramamı istedi . Acil gelmen lazım ."
"Nasıl vuruldu ?" Mert 'in sesi fazlasıyla şaşırdığını belli ediyordu . Kendine her zaman çok güvenen , her beladan yırtan arkadaşının bu sefer paçayı sıyıramaması onu şaşırtmış olmalıydı .
"Vuruldu diyorum işte ! Çabuk gel ! Zor konuşmaya başladı , gözleri kapanıyor." Bağırarak başladığım sözlerim , cümlenin sonuna doğru fısıltıya dönmüştü .
"Konum at bana . Geliyorum , sakın uyumasın ."
Telefonu kapatırken , hızlıca Mert 'e konum attım ve telefonu yere bıraktım .
"Uyanık kal olur mu Ömer ? Kapatma gözlerini ."
Ömer yüzünü buruştururken "İyiyim ben , sakin ol." diye fısıltı halinde çıkmıştı sesi .
"Nasıl iyisin ? Canın yanıyor işte !" Yanağımda ki yaşı elimin tersliyle silerken , elimin kanlar içinde olmasını umursamamıştım bile .
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fırtına
Fanfiction''Oturduğum apartmandan telaşla işe yetişmek için çıkarken , rastladığım buz gibi bakan kömür gözlerin sahibinin fırtınam olacağını nereden bilebilirdim ki ? ...
