Gözlerimi kırpıştırarak açtığımda küçük bir odanın içinde bir sandalyeye bağlıydım .
Kafamı yana çevirdiğimde odanın diğer ucunda bir sandalyeye bağlı olan Ömer 'i gördüm . Gözlerini kapatmış ve kafasını duvara yaslamıştı . Boynum o kadar acıyordu ki inleyerek başımı tekrar önüme çevirdim . Hayvan herif , silahıyla öküz gibi vurmuştu boynuma.
"Boynun çok mu acıyor ?" Duyduğum , güzel pürüzlü sesin sahibine dönmek istedim . Ömer'in güven verici , o kendinden emin bakışlarını görmeye ihtiyacım vardı ama boynum o kadar acıyordu ki yeniden kafamı çevirmek bile istemiyordum . "Hayır." diye yalan söyledim . Bunca belanın içinde bir de benim boynum bize dert olmamalıydı . Şu an sıkıca bağlandığımız bu sandalyelerden bir an önce kurtulmayı düşünmemiz lazımdı .
"Yalan söyleme ," Ömer 'in homurdanmasıyla yorgunlukla gözlerimi kapattım . "Yalan söylemiyorum , boynum falan acımıyor ."
"Eminim acımıyordur , niye yalan söylüyorsun ki ? Kafana silah vurup bayılttılar seni . Benim bile canım acır öyle bir durumda . Senin gibi ince , narin , küçük bir kızın mı canı acımayacak ? Acımıyormuşmuş ... Bok acımıyor ." aksi bir tonda, küçük bir çocukmuş gibi söylenmesi yüzümde engel olamadığım bir tebessüme sebep oldu ama sonra hemen kaşlarımı çatıp "Sensin küçük !" diye savunmaya geçtim . "Senin ki acıyorsa acır , benim canım acımıyor ."
"Gerizekalı ." Ah , böyle bir durumda bile benle laf dalaşına mı girecekti gerçekten ?
" Öküz ! Başımıza açtığın işlere bak , nasıl kurtulacağız şimdi buradan ?"
Zorda olsa başımı ona çevirirken bu sefer ses çıkarmasam da yüzümü buruşturmama engel olamamıştım . Ah , canım gerçekten çok yanıyordu . Ama Ömer 'in gözleriyle gözlerim buluşunca bir an her şey geçti sanki , bu adamın yüzünden burada olmama rağmen verdiği o hissi tatmak hem ezici hem de içe su serpen cinstendi .
Ömer her hareketimi dikkatle izliyordu . Yüzümü buruşturduğum anda kararan bakışları , artık ona canımın yanmadığı konusundan yalan söyleyemeyeceğimi gösteriyordu .
"Amına koduğumun pezevenkeri ," diye hırladıktan sonra "Sen ..." diyerek öfkeyle gözlerimin içine baktı. "Sen salaksın kızım ! Hayvan gibi üç katın herif vardı arkanda ! Niye görmüyorsun ?"
"Ha şimdi bir de benim suçum mu oldu yani ?" Sesimin yüksek çıkmasına engel olamamıştım.
"Evet senin suçun ! İki dakika rahat durmadın ! Benden kaçmak için yapmadığın kalmadı ! Şimdi gerçekten sana zarar verecek birinin eline düştük , mutlu musun ?"
"Çok mutluyum !" dedim yapmacık bir sevinçle . "Sen bana en büyük zararı veriyorsun gerizekalı ! Yine senin yüzünden bu herifin eline düştüm ben ! Hakan'ı da başıma sen sarmıştın ! Her şey senin suçun asıl !"
Başını iki yana sallayıp alayla güldü . "Tamam Defnecim , her şey benim suçum . Sende sütten çıkmış ak kaşıksın zaten."
Sinirle ona bakarken cevap vermemeye karar verdim . Susacak ve daha fazla sinirimi bozmasına izin vermeyecektim. Tekrar zorlukla önüme dönüp , gözlerimi kapattım . Boynumun acısından , Ömer gibi başımı duvara yaslama şansım da yoktu . Bu yüzden daha da çok acıyordu canım .
Bir kaç dakika sustuktan sonra , sessizliği yine Ömer 'in soğuk ama daha sakin sesi böldü . "Boynun çok mu acıyor ?" Cevap vermedim , o da zaten cevabımı beklemeden konuşmasına devam etti . "Şuradan kurtulunca bir doktora gösteririz ." Ah ne kadar da emindi kurtulacağımızdan ! Ben hiç de o kadar emin değildim ama ! Sandalyeye elleri ve ayakları sımsıkı bağlıyken ne kadar güçlü olabilirdi ki ? Ne yapabilirdi ?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fırtına
Fanfiction''Oturduğum apartmandan telaşla işe yetişmek için çıkarken , rastladığım buz gibi bakan kömür gözlerin sahibinin fırtınam olacağını nereden bilebilirdim ki ? ...
