Ömer dalgın bakışlarını camdan dışarıya , yağan yağmura dikti . Hava kararmıştı , bahçedeki aydınlatma dahil bütün ışıklar kapalıydı . İçeriyi sadece karanlık gökyüzüne damga vuran ay aydınlatıyordu .
Yorgunlukla gözlerini kapattı ve başını hafifçe cama dayadı . Yorulmuştu , gerçekten kendini yorgun hissediyordu . Her anlamda dinlenmeye ihtiyacı vardı .
Fiziksel yorgunluğunu uyuyarak atabilirdi ama ruhunun yorgunluğunu gidermesi için o kızıla , gözlerini açmasına ihtiyacı vardı .
Onu kapıdan girdiğinde ilk gördüğü anı hatırladı ve zamanlamasına küfretti tekrardan . Eve gelmeden önce Defne belki gelir diye Leyla'nın kapısına uğramış ama sonra daha sakinleşince konuşmaya karar verip geri dönmüştü .
Geri döndüğünde kapıda ki Mert ve Mert 'in motoru onu şaşırtsa da çok umursamamış ve eve girmişti ki gördüğü görüntü umursamamayı bıraksın hayatında asla unutamayacağı bir şeydi .
Gözlerini yavaşça açarken yağan yağmuru dalgın gözlerle izlemeye devam etti . Aklına , kızılın güzelliğini yarmaya çalışan o yaraları gelince acıyla inledi . Hayatında gördüğü en güzel , hayran kaldığı yüz , kendisinin sebep olduğu bir şey yüzünden çürük ve morluklarla dolmuştu . Bir gözü şişikti ve mosmordu , dudağında art arda iki yara vardı . Yüzünde uzun bir tırnak izi kendine yer bulmuştu. Burnu kanamıştı . Göğsünden karnının sonuna kadar olan kısımsa yine mosmordu. Ve bunun sebebi kendisiydi .
Defne kendisine sorduğu sorunun hemen ardından uyuyunca bir doktor çağırmış ve iç organlarına bir zarar gelip gelmediğini öğrenmeye çalışmıştı . Doktor şu anlık hiçbir terslik olmadığını ama Defne iyileştiğinde emar çekip emin olabileceklerini söylediğinde biraz içi rahatlamıştı.
Derin bir nefes alıp odasına gitmek için arkasını dönmüştü ki fark etmediği koltuğun koluna bacağının çarpmasıyla "Fuck..." diye inledi . "Fucking chair ..."
Bacağını hafifçe ovduktan sonra kendini bıkkınlıkla koltuğun yanına bıraktı ve başını duvara yasladı. "Damn it ," diye fısıldarken neden farklı bir dilde konuştuğunun farkında bile değildi . Belki de sadece kendi gibi hissetmek istiyordu , kelimeleri kafasında çevirmeye bile gücü kalmayacak kadar yogundu .
"William ?" duyduğu ses kaşlarını çatmasına sebep oldu . Öfkenin vücudunda bu kadar kolay yükselmesine şaşırabilirdi . "Can we talk ?" Elif 'in kısık sesine karşı yumruklarını sıktı . Bu kızın zamanlaması bile zamansızdı ...
"Fuck you ," Elif 'le yalnız oldukları zamanlarda genellikle ingilizce konuşurlardı . Hem Elif rahat ediyor hem de karşılıklı daha rahat anlaşıyorlardı .
"Please ..."
Sakin ol William İplikçi , sadece sakin ol ... diye geçirdi içinden. Sakin olmalıydı. Onu başından savacak ve yaptıklarının hesabını sonradan soracaktı . "Siktir git ." dedi bıkkınlıkla . Bu kız rahat bırakmak nedir bilmez miydi ?
"Don't judge me for her . She isn't deserve to you."
"Sabrediyorum , " dedi ay ışığının aydınlattığı Elif 'in yüzüne bakarak . "Yaptığın her şeyin hesabını vereceksin ama şimdi değil . Siktir git ."
"Will -"
"Sen durduğun yerde durmayı bilmez misin ?" Mert 'in sitemkar sesiyle iyice tepesinin attığını hissetti .
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fırtına
Fiksi Penggemar''Oturduğum apartmandan telaşla işe yetişmek için çıkarken , rastladığım buz gibi bakan kömür gözlerin sahibinin fırtınam olacağını nereden bilebilirdim ki ? ...
