Multiler alıntı.
Gri .
Ne siyah ne beyaz . İkisinin tam ortası .
Bana göre insanın canını en çok yakan şey .
Tam da bu noktadaydım. Griydim . Bildiğim gerçekler griydi .Hislerim , benliğim , yürüdüğüm sokaklar, dokunduğum nesneler , gördüğüm resimler , aldığım nefesler ... Hepsi griydi . Ne siyaha saklanabiliyordu ne beyaza . Öylece durmuş , sadece acı veriyordu .
Ben hayatımı ele geçiren adam öldü mü yoksa yaşıyor mu bilmiyordum. Nefes alıyor mu yoksa bedeni soğuk ve renksiz bir bedene dönüştü mü bilmiyordum .
İşte bu da gri değil miydi ? Onun nefes alıp almadığını bilmemek ?
Boş tavanı izleyerek vakit geçirdiğim yataktan kalkıp onu aramak istiyordum . Ona ait bir şey bulmak , yaşadığına dair en ufak bir ipucuna kavuşmak ... Ama sonra eğer yaşasaydı bana ulaşabileceğini ve onu bıraktığım yerde yaşayamayacağını biliyordum.
Ölüm haberini almıştım .
Onu o sahilde bıraktıktan 3 gün sonra .Leyla 'nın evine gelen adsız bir postayla .
İlk başta inanmadım . Onu bırakmam için ailesinin kurduğu bir oyun olduğunu düşünüyordum . Bulacaktım , eğer hala nefes alıyorsa onu ne olursa olsun bulacaktım ama gelen ikinci zarftaki fotoğraf beni durdurmuştu . Bütün bedeni kanla dolu fotoğrafı elime geldiğinde , nefes almayı dahi unuttuğumu ; dünyanın altında ezildiğimi hatırlıyordum .
Göz kapakları kapalıydı , yüzü bembeyazdı . Ne olursa olsun yüzünde ki huzur dolu ifade kadar hiçbir şey canımı yakmamıştı . Havaya doğru açılmış avuç içleri , kendini bırakmış bedeni kadar daha hiçbir şey canımı bu kadar yakmamıştı .
Yine de bu , ikna olmam için yeterli değildi .
O anda karar vermiştim . Bu fotoğraf içimde ki çelişkinin durduğu , onu bulma güdümün hareketlendiği fotoğraftı . Ölmüş olsa dahi ölüsünü bile bulacaktım . Emin olmaya ihtiyacım vardı . İçimde ki bu , 'Ya yaşıyorsa ?' hissiyle baş edemezdim .
Çok uzun bir süre onu aradım , Mert 'e bile ulaşamıyordum . İngiltere'ye gittiğimde , İplikçi malikanesinin bomboş manzarasıyla karşılaştım . Terk edilmişti . Yine de pes etmedim , sordum , çok aradım . Herkes kısa bir önce hızlıca malikaneyi boşalttıklarını söylüyor ,başka hiçbir şey bilmiyordu .
Daha da çok aradım .
Hiçbir iz bulamadım .
Sonra geri döndüm . Her şey daha da kötüydü . Umudum yoktu , ben griye mahkum edilmiştim . Çok bir şey istemiyordum , beyaz olamayacağımı biliyordum ve zaten istediğim bu değildi . Ben Ömer William İplikçi 'nin siyahını , karanlığını istiyordum .
Kaybettiğim şeyin bu kadar canımı yakacağını hiç tahmin etmezdim .
Onsuz geçen 2. senemdi .
Kömür rengi gözlerini son görüşümün ardından tam olarak 2 sene geçmişti . 730 gün .
Çarpık gülüşü , alaylı bakışları , pürüzlü ses tonu , küçümsediğinde kaldırdığı , anlam veremediğinde çattığı kaşları olmadan ; o kibirli havası , yakan öfkesi , nefes kesici dokunuşları , bana bakarken gözlerine oturan o derinlik olmadan geçirdiğim koskoca 2 sene .
Cehennemde gibiydim .
Cansız bakışlarımı sokağa çevirdim . Keşke şimdi şu köşeyi dönseydi . Alaylı gözleriyle bana baksaydı ve bu çaresiz halime gülseydi . Sonra kıyamayıp beni kollarının arasına alsaydı ve bende kokusunu içime çekebilseydim . Bedenini , varlığını hissedebilseydim .
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fırtına
Fanfiction''Oturduğum apartmandan telaşla işe yetişmek için çıkarken , rastladığım buz gibi bakan kömür gözlerin sahibinin fırtınam olacağını nereden bilebilirdim ki ? ...
