109.Bölüm

3.3K 267 341
                                        

Multiler alıntı.

Gri .

Ne siyah ne beyaz . İkisinin tam ortası .

Bana göre insanın canını en çok yakan şey .

Tam da bu noktadaydım. Griydim . Bildiğim gerçekler griydi .Hislerim , benliğim , yürüdüğüm sokaklar, dokunduğum nesneler , gördüğüm resimler , aldığım nefesler ... Hepsi griydi . Ne siyaha saklanabiliyordu ne beyaza . Öylece durmuş , sadece acı veriyordu .

Ben hayatımı ele geçiren adam öldü mü yoksa yaşıyor mu bilmiyordum. Nefes alıyor mu yoksa bedeni soğuk ve renksiz bir bedene dönüştü mü bilmiyordum .

İşte bu da gri değil miydi ? Onun nefes alıp almadığını bilmemek ?

Boş tavanı izleyerek vakit geçirdiğim yataktan kalkıp onu aramak istiyordum . Ona ait bir şey bulmak , yaşadığına dair en ufak bir ipucuna kavuşmak ... Ama sonra eğer yaşasaydı bana ulaşabileceğini ve onu bıraktığım yerde yaşayamayacağını biliyordum.

Ölüm haberini almıştım .

Onu o sahilde bıraktıktan 3 gün sonra .Leyla 'nın evine gelen adsız bir postayla .

İlk başta inanmadım . Onu bırakmam için ailesinin kurduğu bir oyun olduğunu düşünüyordum . Bulacaktım , eğer hala nefes alıyorsa onu ne olursa olsun bulacaktım ama gelen ikinci zarftaki fotoğraf beni durdurmuştu . Bütün bedeni kanla dolu fotoğrafı elime geldiğinde , nefes almayı dahi unuttuğumu ; dünyanın altında ezildiğimi hatırlıyordum .

Göz kapakları kapalıydı , yüzü bembeyazdı . Ne olursa olsun yüzünde ki huzur dolu ifade kadar hiçbir şey canımı yakmamıştı . Havaya doğru açılmış avuç içleri , kendini bırakmış bedeni kadar daha hiçbir şey canımı bu kadar yakmamıştı .

Yine de bu , ikna olmam için yeterli değildi .

O anda karar vermiştim . Bu fotoğraf içimde ki çelişkinin durduğu , onu bulma güdümün hareketlendiği fotoğraftı . Ölmüş olsa dahi ölüsünü bile bulacaktım . Emin olmaya ihtiyacım vardı . İçimde ki bu , 'Ya yaşıyorsa ?' hissiyle baş edemezdim .

Çok uzun bir süre onu aradım , Mert 'e bile ulaşamıyordum . İngiltere'ye gittiğimde , İplikçi malikanesinin bomboş manzarasıyla karşılaştım . Terk edilmişti . Yine de pes etmedim , sordum , çok aradım . Herkes kısa bir önce hızlıca malikaneyi boşalttıklarını söylüyor ,başka hiçbir şey bilmiyordu .

Daha da çok aradım .

Hiçbir iz bulamadım .

Sonra geri döndüm . Her şey daha da kötüydü . Umudum yoktu , ben griye mahkum edilmiştim . Çok bir şey istemiyordum , beyaz olamayacağımı biliyordum ve zaten istediğim bu değildi . Ben Ömer William İplikçi 'nin siyahını , karanlığını istiyordum .

Kaybettiğim şeyin bu kadar canımı yakacağını hiç tahmin etmezdim .

Onsuz geçen 2. senemdi .

Kömür rengi gözlerini son görüşümün ardından tam olarak 2 sene geçmişti . 730 gün .

Çarpık gülüşü , alaylı bakışları , pürüzlü ses tonu , küçümsediğinde kaldırdığı , anlam veremediğinde çattığı kaşları olmadan ; o kibirli havası , yakan öfkesi , nefes kesici dokunuşları , bana bakarken gözlerine oturan o derinlik olmadan geçirdiğim koskoca 2 sene .

Cehennemde gibiydim .

Cansız bakışlarımı sokağa çevirdim . Keşke şimdi şu köşeyi dönseydi . Alaylı gözleriyle bana baksaydı ve bu çaresiz halime gülseydi . Sonra kıyamayıp beni kollarının arasına alsaydı ve bende kokusunu içime çekebilseydim . Bedenini , varlığını hissedebilseydim .

FırtınaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin