Hala neden olduğum yerde durduğumu ve gidemediğimi bilmiyordum . Sadece dona kalmıştım . Ömer yavaş adımlarla üçümüze doğru yaklaşırken , bakışlarını benden annesine doğrulttu ve "What are you doing here ?" diye sordu insanı hayran bırakan bir aksanla .
"There's something you should be telling me ." Annesinin ses tonu o kadar sertti ki , Ömer kaşlarını kaldırıp alayla güldü . "Is that so ?"
Annesi ona uyarıcı bir bakış atarken , çok hızlı bir şekilde , benim anlayabilmemi aşan bir aksanla bir şeyler anlatmaya başladı . Ömer 'in yüzünde ki alay dolu ifade kaybolmuş , annesini dikkatle dinleyen William İplikçi gelmişti.
Onu özlemiştim , çok özlemiştim hem de . Şu an burada olmasını hala sindiremiyordum . Güzel ve tanıdık kokusu burnuma ulaşıyordu ve kokuyu içime çekmemek için kendimi zor tutuyordum . Onu unutmaya çalışırken , yine bir anda çıkmıştı karşıma . Şu an hissettiğim heyecanı , kalbimin çarpıntısını anlatacak kelimeleri bulmam mümkün değildi .
Ne olursa olsun gitmek ve Ömer 'i gördüğümü sindirmek , bunun üstüne düşünmek istiyordum . Yüzünde ki mimikleri tekrar tekrar düşünmek istiyordum ama onu izlerken de ayrılmak zordu . Ayrıca her hangi bir şekilde dikkatleri üzerime çekmekten o kadar korkuyordum ki , bunun için konuşmayı bölmektense üçününde gitmesini beklemeyi tercih ederdim .
Ömer , annesine kısa cevaplarla karşılık verirken, konuşmada adımın geçmesi dikkatimi tekrar konuya vermeme sebep oldu . "We saw Daphne when we were waiting you ."
Kaşları çatık , dikkatli bir şekilde annesini dinlerken "Defne ," diyerek düzeltti annesini . Bu içimde çok garip duyguların yeşermesine sebep oldu . Benim adamı sesinden duymuştum. Aylar sonra hemde ... O pürüzlü sesinden çıkan adım bana o kadar özel geliyordu ki , sabaha kadar aynı şeyi söylese yine bıkmazdım . Ayrıca benim neyi sevip sevmeyeceğimi bilerek konuşmayı düzeltmesi çok güzeldi, çok güzel hissettirmişti . Ve çok özel ...
"I can't say this ." dedi annesi bıkkın bir tavırla. "Do you know Daphne ?"
"Defne ." diye üzerine basarak tekrar ettiğinde , gözlerimi ellerime diktim . Yanaklarımın kızardığını tahmin edebiliyordum. "If you can't say , don't say it all." Bunu fazlasıyla sert bir şekilde söylemişti ve annesi denemek yerine direkt konuyu kapatmaya ve bir şeyleri anlatmaya devam etti .
Annesinin söylediği bir şeye karşı "Fuck," diyerek gözlerini kapattığında annesi kaşlarını çattı ve"Bill," diyerek uyarıcı bir tonda konuştu. Ah , bütün anneler aynıydı . Kültür farkı bu huylarda bir şey değiştirmiyordu . "Don't swear !"
Ömer gözlerini açarken , dehşete düşmüş bir şekilde annesini izledi ve hayretle güldü. "Shit ..." Ciddileşirken , annesine ters bir şekilde baktı ve "Don't mess with me ." diyerek o da uyarısında bulundu . Bir anne ve oğulun bu kadar ters olmasına rağmen içten içe aslında yakın , soğuk olsa da garip bir şekilde tanıdık olmaları beni şaşırttı .
Annesi "We are going and come home when you're done." dedikten sonra Semih , Ömer 'e başıyla selam verdi ve Juliana İplikçi 'yi yine belinden yönlendirerek ilerlemeye teşvik etti . Kadın uyum sağlayıp yürürken Ömer 'e asla bir anlam veremediğim bakışı attı ve önüne dönerek adımlarını hızlandırdı .
Ömer'le bir anda yalnız kaldığımızda , elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemeyerek olduğum yerde öylece durdum . Böyle bir ortamı tahmin etmemiştim . Sıçtın Defne ...
Bana baktığını gördüğümde , bakışlarımı kaçırmayı bıraktım ve bakışlarına karşılık verdim . Biri en ufak bir şey söylese ağlayacak bir ruh halindeydim ama dışarıdan duygularımı saklamaya bu sefer ayrıca özen gösteriyordum .
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fırtına
Fanfiction''Oturduğum apartmandan telaşla işe yetişmek için çıkarken , rastladığım buz gibi bakan kömür gözlerin sahibinin fırtınam olacağını nereden bilebilirdim ki ? ...
