“Biz, İsrail’i Filistin’e sokarak kazanın dibine çalı çırpı serdik; İsrail pişti, Filistin ham kaldı. Esed rejiminin sırtına elimizi koyduk ve Suriye halkına göz kırptık. Filistin’deki kazanın aynısı, Suriye’de de pişmeye başladı. Bizde kazan bitmez, onlar da yanacak şey… Biz kazanı hazırlarız, onlar yanmak için sıra bekler.”
Her yerde tütsü kokusu, mumların titrek alevleri kuşatmış dört bir yanı ve bu alevlerden süzülen ışık huzmeleri, ortamı aydınlatmaya talip olmuştu. Ama ne yazık ki ortam, gereğinden fazla karanlık, gereğinden fazla tütsü kokuyordu. Bunları söyleyen şahsın kalın sesi, duvarların bile ürkeceği bir tonda çıkmış, her yerde çınlamış ve tütsü kokusunun arasında kol gezmişti. Parmağında haçlı sembolleriyle süslü bir yüzük olan bir el, koltuğun baş kısmına masaj yapar gibi gezindi. Elin sahibi, belli ki kadındı; tiz ve düz çıkan sesi, mumların titrek alevlerinin arasında inledi.
“Biz çizdik, onlar oynadı; biz oyunu kurduk, onlar gereğini yaptı. Siz Bay Amos Brown! Tanrı Kamarun’un sadık hizmetkârı! Hâlâ bölgeniz olan Türkiye’yi, neden düşüremediniz? Oysaki biz, size çok güveniyorduk!”
Amos’un sesi duyuldu.
“Beni hatalı bulabilirsiniz, hakkınız var. Ama ben, hatalı veya kusurlu değilim! Benim yaptığım planlar, anlık değil; adımlarımı sık değil, yavaş ve temkinli atarım matmazel!”
Sol köşede bir el kalktı, işaret parmağı doğrultuldu ileriye doğru ve tehdit eder gibi sallandı.
“Hedyetullah Bilen dediniz, cihan halifesi olmaya vaat ettiniz, İslam birliğinden bahsettiniz! Bu bize, aklımıza pek yatkın gelmedi Bay Amos! Tanrı Kamarun, çok hiddetlendi. Biz İslam’ı, Müslümanları bitirmeye çalıştıkça siz, onları Hedyetullah Bilen etrafında birleştirmeye çalışıyorsunuz! Bu mu attığınız adım?”
Amos’un kahkahası duyuldu, belli ki keyfi yerinde, kafası iyiydi.
“Benim gördüğümü, siz görmüyorsanız, benim yapabileceğim bir şey yok! Zamanında size, Sadullah’ı yakalatmayın dedim. Beni dinlemediniz ve Sadullah, Kenya’da yakalandı. Yıllardır Kürt sorunu devam ediyor. Eğer Alanuç’a arka çıksaydınız, bu sorun çoktan Türkiye’yi bize verirdi.”
“Turgut Özal…” diye duyulan ses, hırslı nefes alışlara sebebiyet vermişti. Sesin geldiği yönden, aynı tonlama çıktı.
“…zamanında Sado’yu ortadan kaldırmak istedi. Ama biz mani olduk ve Sado’yu oradan çıkardık!”
Kısa bir sessizlik… Ardından tekrar Amos’un sesi…
“Yıllarca Türkiye’de yapmadığımız eylem, kurmadığımız politika ve germediğimiz ip kalmadı. Hep bir proje, hep bir koşturmaca yaptık. Onlar da hep büyüdü, güçlendi ve devleşti. Biz bir adım attık, onlar bin adım önümüze geçti. Hedyetullah projesi, boşuna üstünde durmadığım bir proje değil!”
Deminki kadının sesi, Amos’u durdurmuştu.
“Konsey kurulsun dedin, kurduk! Başına şu gelsin dedin, getirdik! Ama sen, hâlâ bizden bazı şeyler saklıyorsun. Bilmelisin ki bu salon, tanrıların güdümünde!”
“Matmazel! Benim üstümde durduğum tek konu, Hedyetullah Bilen ve Sulh Konseyi’dir. Ama sizler, her taşa elinizi attınız! Örgüt üzerinden tarikatları karıştırıp Ermeni Asala’sına meydan sağladınız. İki yıldır yaptığınız bütün eylemler, girdiğiniz bütün işler, bir noktada sekteye düştü. Bunun da sorumlusu ben miyim? Kendinize kurban mı arıyorsunuz? Bugün Sado, o dört duvar arasında çürüyorsa, sizin yüzünüzden!”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KONSEY
AdventureTürk'ün 'Devlet-i Ebed Müddet' fikri, evvelde var olduğu gibi ahirde de var ve payidar olacaktır. Bozkurt töresine şekil verenler, Türkiye Cumhuriyeti'ne şimal olmuşlardı. Mustafa Kemal'e Samsun icazeti verenler, Menderes'e yordam göstermiş; Özal il...
