İSTANBUL
Taksim TİM Karargâhı…
Terasta oturmuştu; içindeki hüzün dalgası, bütün vücudunu ablukaya almış, bütün morali çökmüştü ve Asım, yüzünü ısıtan güneşin varlığını bile hissedemez bir duruma düşmüş gibiydi. Hatem’in söylediklerini unutamıyordu. Kadın, resmen onunla birlikte olmak istemediğini söylemiş; ona acıdığı için, kendini suçlu hissettiği için ve onu yalnız bırakmak istemediği için yanında olduğunu ve hiçbir şey hissetmediğini söylemişti. Asım’ın kulaklarında, kadının sesi çınlıyordu. Unutmak istiyor, uykusuz kalmayı yeğliyor ama boşuna hepsi; ne unutabiliyor, ne aklından çıkarabiliyor ve ne de kadının sesinden kurtulabiliyordu. Derin bir nefes aldı. O sırada Nil, kapıdan dışarı çıktı. Asım’ın, tek başına oturduğunu görünce, yanına gidip gitmemek arasında dolandı. En sonunda karar verdi ve Asım’ın yanına yaklaştı.
“Size eşlik etmemde bir mahsuru var mı?”
Asım, kendini toparladı. Karşısındaki koltuğa oturan kadına bakıp:
“Yok Nil, buyur!” dedi.
“Sizi iyi görmedim, iyi misiniz?”
“Biraz halsizim! Yorgunum, Suriye meselesinden dolayı herhalde!”
“Anlıyorum!” diyen Nil, adamın asık suratını inceledi; yorgun dahi olsa, karizması gözleri dolduruyor ve alkış hak ediyordu. Sonra kendini toparladı. Ne düşünüyordu Asım hakkında? Bir ara Asım, ona kardeş diyerek ölçüyü belirtmişti.
“Dersim ve diğerleri nasıldı?”
Kadının sorusu, yüzüne bir ışıltı getirdi. Başını kaldırıp kadına bakınca, gözüne Hatem gibi göründü. Gülüşü, bakışı ve nefes alışı dahi ona benziyordu. Derin bir nefes alarak kendine gelen Asım, kadının sorusunu cevaplamayı uygun gördü.
“İyi, çok iyilerdi!”
“Güzel!” diyen Nil, susmayı yeğledi. O sırada Çetin’le Kağan, terasa çıktıklarında Nil, yavaşça ayağa kalktı. Asım da ayağa kalktı. Gelenlere bakıp:
“Hayırdır gençler, bir şey mi oldu?” diye sordu. Çetin, Asım’ın karnına hafif bir yumruk indirip:
“Dinlendiysen, operasyona çıkalım!” deyince Asım, onun eline bir şamar vurarak:
“Ne operasyonu lan?” diye sordu. Kağan, göz ucuyla Nil’e bakarak:
“Nedret Hanım konuşacakmış! Onu almaya gidiyoruz!” der demez, aniden canlandı. Gözleri parladı.
“Haydi, gidelim!”
Zeytinburnu’nda bir apartman…
Balkona oturmuştu; gözlerinde biriken hüzün damlaları, güneşin çarpmasıyla parlıyor, uykusuz gözlerindeki yorgunluk emareleri, alenen gözlere hitap ediyordu. Asım’a istemeden söyledikleri, aklını sürekli meşgul ediyordu. Onun, kendisine bağlanmasını ve üzülmesini istemiyordu.
“Benim bir görevim var! Bu görevim bittikten sonra çekip gideceğim! Ve arkamda, ağlayan ve üzülen bir adam bırakmak istemiyorum!”
Fısıltısını duymuş olacak ki, o sırada balkona çıkan Lahza, arkadaşının hemen arkasında durdu ve ellerini onun omuz başlarına yerleştirip:
“Evet, bir görevin var! Ama mutlu olmaya da hakkın var Hatice, pardon yani Hatem!” dedi. Hatem, gelip karşısında duran ve balkon pervazına yaslanan arkadaşının gözlerinin içine bakıp:
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KONSEY
AdventureTürk'ün 'Devlet-i Ebed Müddet' fikri, evvelde var olduğu gibi ahirde de var ve payidar olacaktır. Bozkurt töresine şekil verenler, Türkiye Cumhuriyeti'ne şimal olmuşlardı. Mustafa Kemal'e Samsun icazeti verenler, Menderes'e yordam göstermiş; Özal il...
