104. Bölüm: "Sudan Sebepler"

32 7 6
                                        

“Ne yaptın lan sen?” diye çıkışarak silahını sıyıran Asım, namluyu Devrim’e doğrulturken Devrim de ona silah doğrultmuş ve hakeza Eraser de namlusunu ona çevirmişti.

“Zırvalayacaktı, ben maval dinlemeye gelmedim!” diyen Devrim, dişlerinin arasından laflarını ezerek Asım’a naklederken Asım, bir gözü Farız’da:

“Maval dinlemeye gelmedin, okumaya mı geldin Devrim Bey? Bu yaptığın iş mi?” diye sordu.

“İşimiz gücümüz var Asım Çavdarlı!”

“Ulan bir işimiz de buydu lan!” diye bağıran Asım, içeri giren Delal’le Rojda’yı umursamadan:

“Amacın ne lan senin?” diye sordu. Devrim, silahını indirirken Eraser, tetikte bir şekilde bekleyerek duruşunu bozmadı. Delal’in bir gözü, Eraser’in üstündeydi. Asım, silahını indirmeden:

“Söyle lan, amacını söyle bana!” diye çıkıştı.

“Amacım, seni tekrar kazanmak Asım Çavdarlı!”

“Bu şekilde mi?”

“Her şekilde… Bu adam, seni tuzağa çekecekti. Ben insan sarrafıyım Asım!”

“Çekseydi lan çekseydi! Hiç değilse kimin elini öpüyor, onu bulurduk!”

“Onun öptüğü eli, ben kırmasını iyi bilirim!”

“Bilmediğin bir eli kırmayı bilmek, büyük bir cahillik Devrim Bey!” diyen Asım, silahını indirip burnundan soludu.

“Beni kökten kaybettiniz!”

Hızla kapıya yönelen Asım, arkasında durgun bakışlarla bakmakta olan Devrim’in yaptıklarını düşündükçe köpürüyor ama kendi içinde fokurdayıp duruyordu. Delal’in gözleri, Farız’ın kanlı cesedinin üstünden ayrılmazken Rojda, bir Çavuş’a bir de Devrim’e bakıyordu. Eraser, hiçbir şey yapmadan öylece Devrim’in suratını inceliyordu. Devrim’in gözleri, bir noktaya takılmış ve burnundan soluyarak yerinde dikili bekliyordu.

Maltepe…

Kapının ortasına çökmüş, gözyaşlarını salmış ve kendinden geçmiş bir şekilde ileriye bakıyordu Hatem; yanaklarını parlatan yaşlar, kıvrılarak çenesine doğru yol alıyor, bir müddet orada barındıktan sonra aşağılara atlıyordu. Gözlerini diktiği noktada, bütün geçmişi ve hayatı, bir film şeridi gibi öyle akıyordu. Babasıyla birlikte gezdiği parkları anımsadı; oynadığı oyunları, babası onu salıncaklarda sallarken attığı kahkahaları duyar gibi oldu ve koynuna alıp sımsıkı onu saran babasının kokusunu burnunda hisseder gibi çekti. Ama şimdi babası, koskoca Nadir Başaran, yatakta kanlar içinde yatıyordu. Şakağından akan kanlar, kulaklarını ve boynunu kanlar içerisinde bırakırken gözleri açık bir şekilde bir noktaya bakması, karnının üstündeki mektubun hareketsizce durması ve elindeki silahın kayarak yatağa düşmüş olması, çoktan öldüğü anlamına geliyordu.

Kaç zaman öyle bekledi, ne vakit öyle durdu bilinmez ama kapının açılması ve Asım’ın içeri girmesi, ortamdaki şoku ve durgunluğu yerle bir etti. Hemen karısına sarıldı Asım, onu teskin ve teselli etmek için sarıp sarmaladı. En son kendinden geçen kadını kucaklayıp odadan çıkardıktan sonra telefonundan herkese haber verdi, aklına gelen herkesi aradı, bir müddet kendi de ağladı ama hemen toparlandı, toparlanmak zorundaydı. Karısı, karnındaki çocuğu ve düşmediğini ispat etme gayreti, Asım’ı ayağa kaldırmıştı.

Cenaze torbaya konulurken olay yeri ekipleri, hemen şeritlerini çekmişti. Bulgu ve delil peşine düşen beyaz libaslı memurlar, her yeri didiklerken Asım, kapıda durmuş ve hüzünlü gözlerle onları izliyordu. Hatem’e sakinleştiriciler enjekte edilmiş, hayatla bağlarını kısacık da olsa koparmak için ilaçlar verilmişti. Delal, Asım’ı teskin etmek için yanında durmuş ve ona bir şeyler söylerken Asım, sözde dinliyormuş gibi ona boş gözlerle bakıyordu. Rojda da Hatem’in başında bekliyordu. Çetin ve Kağan, cenaze işlemleriyle ilgilenirken her şey, kendi ekseninde ilerliyordu.

KONSEYBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin