Indria'nın seslendiği kişi Tiah'ydı, Tiah iki ay önce güçlü bir uzman ile kıta dışına, güç dengesini oluşturan iki imparatorluktan birisi olan, Mavi Ejderha İmparatorluğu'na gitmişti. Indria'yı gören Tiah hızlı adımlarla ona doğru yürümeye başladı. Indria'nın önünde durdu ve gülümseyerek, "Yolculuk sırasında, eski bir dostla karşılaştım." dedi. "Kiminle?" Indria meraklı bir şekilde sordu. Tiah gülümsedi, "Aaron'la karşılaştım, gerçekten çok değişmişti." Indria kafasını salladı, Aaron kölelerden birisiydi ve şüphesiz aralarındaki en gizemli kişilerdendi. Daha sonra aklındaki o soruyu sordu, "Güçlenmiş miydi?" Indria'nın sorusu üzerine, Tiah komik bir şey duymuş gibi gülmeye başladı, "Çok güçlenmişti." Tiah gülümseyerek cevapladı. Indria'nın kanı kaynamaya başladı, "Onunla baş başa dövüşseydim yener miydim?" Tiah'ın gülümsemesi yok oldu ve elini çenesine koyup biraz düşündükten sonra cevapladı, "Açıkçası Aaron'un sadece uçtuğunu gördüm ancak ne kadar güçlendiğini bilmiyorum. Büyük ihtimalle Gökyüzü aleminin birinci seviyesindedir ancak, emin değilim. " Tiah sakin bir şekilde konuşmuştu ve bu durum karşısında Indria kafasını sallamıştı ancak yüreğinde ise şok olmuştu.
Çünkü Aaron'u en son gördüğünde sadece Köken aleminin ikinci seviyesindeydişimdi ise, uçabilecek seviyeye gelmişti. Ama, Indria kılıç eğitimi yerine seviyesini yükseltmeye odaklansaydı şu anda tahminen en düşük Gök aleminin üçüncü seviyesinde olurdu.
"Benim imparatora rapor vermem lazım, sonra görüşürüz." Tiah bedenini çevirdi ve yavaşça ilerlemeye başladı. Indria'da kafasını salladı, ters yöne ilerlemeye başladı ama bir anda adımlarını durdurdu, soluna baktı. Hemen solunda onla beraber ustası yürüyordu. Indria'nın durduğunu farkedince oda durdu. "Usta ne zamandan beri benimle yürüyorsun?" Indria şaşkın bir şekilde soru sordu. Çünkü ustası onla yürürken en ufak bir adım sesi falan duymamıştı ve ona çok dikkatli bakmasa farketmemişti. Gerçeği Gören Gözler umursamaz bir şekilde, "Bu saray diye anılan ama saray diye anılmayı hak etmeyen çöplüğe girdiğinden beri." Indria, "Usta, benimle beraber gezdin ve hiç kimsenin dikkatini çekmedin mi?" Gerçeği Gören Gözler bunu duyunca hafifçe güldü ve aşağılayıcı bir şekilde konuşmaya başladı, "Algı seviyesi yüksek olmayanlar beni fark edebilecek nitelikte değildir. Yanında olmasam beni farketmen senin için imkansızdı, bu imparatorlukta beni tek bakışta fark edebilecek birisi yoktur." gülmeye başladı.
O gülerken bir ses geldi, "Indria, yanında duran asil beyefendi kim?" gelen ses karşısında Gerçeği Gören Gözler'in kahkahası kesildi ve seslenen kişiye şaşkınlıkla baktı. Shu Cerad normalde umursamaz bir ifadeye sahip olsada Gerçeği Gören Gözler'e bakarken gözleri parlıyordu. Çünkü Gerçeği Gören Gözler, Işık elementi ile oluşturulduğu için etrafa insanları rahatlayan bi aura yayıyordu. Ve bu aura onu daha fazla yakışıklı gösteriyordu.
"Daha önce ondan daha yakışıklı birisi görmediğime yemin edebilirim." Shu Cerad kendi içinden konuştu. Indria, Shu Cerad'ın sorusuna önce nasıl cevap vereceğini bilemedi. Daha sonra dürüst bir şekilde cevaplamaya karar verdi, "Kendisi benim ustam." diye konuştu. Shu Cerad'ın bakışları değişti, "Sarayda bir çok güçlü usta var, ancak onların yerine bu beyefendiyi seçmişsen gerçekten güçlü olmalı." şaşkın bir ses tonuyla konuştu. Gerçeği Gören Gözler'ın gözlerinde küçümseme ortaya çıktı, "Beni buradaki çöplerle karıştırman hata olur." her harfinde kibri vurgulamıştı ve bu Shu Cerad'ın yüzünde öfke ortaya çıkmasına neden olmuştu. Artık karşısındaki kişinin kim olduğunu umursamadan, soğuk sakin bir sesle, "Genç efendi gerçekten çok yakışıklısınız ancak, sadece Natural aleminin birinci seviyesindesiniz. Bu seviye imparatorluk genelinde güçlü olabilir ama bu saraya adım attığınız da küçük bir şeyden farkı kalmıyor. Bu yüzden söylediğiniz şeylerin farkında olma-" Shu Cerad sözlerini bitirmeden Gerçeği Gören Gözler ona doğru yürümeye başladı. Kafasını onun kulağına doğru eğdi, "Velet, böyle bir gezegendeyken ister istemez gücümü kısıtlamak zorunda kalıyorum. Aksi taktirde tüm gücümü salarsam bu üzerinde durduğun gezegenin merkezi patlar. Ve bu gezegenin merkezi patlarsa karşımda konuşmaya bile hakkı olmayan senin gibi karıncaların bekleyeceği tek şey ölümdür." Gerçeği Gören Gözler'in her hecesi aşağılayıcı ve küçümsemeyle doluydu. Konuşmasını bitirdiği an Shu Cerad'ın kalbinde güçlü bi korku kök salmıştı. Başkası böyle şeyleri dese kesinlikle inanmazdı ancak Gerçeği Gören Gözler'in sözlerine tüm duyguları diz çökmüştü, her söze istisnasız inanmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Indria
خيال (فانتازيا)Hayatım boyunca gerçeği aradım ama neyin gerçeğini? Merhamet dileyen acınası bir çok masum insan öldürdüm hem de gözümü kırpmadan. Sayısız canavarın hayatı benim ellerimde son buldu. Peki elime ne geçti? Koca bir hiç, ancak sonunda o gerçeği bulduğu...
