İki gündür babasının durumunda bir gelişme yoktu. Doktorlar sözleşmiş gibi hep aynı cümleleri tekrarlayıp duruyorlardı. Emir gerçeği bilmesine rağmen yine de kabullenmek istemiyordu.
Hastanenin koridorlarında amaçsızca dolaşıyordu. Sabahleyin annesiyle telefonda konuşmuştu ve öğlen havaalanından alacağını söylemişti. Saat ilerlerken babasıyla bu konuyu konuşması gerektiğini biliyordu. Konuşma konusunda ne kadar tereddüt yaşasa da bir araya gelmelerinin ve konuşmalarının gerektiğini biliyordu. En azından birbirlerine karşı besledikleri duyguları – bu duygular ne kadar anlamlı ya da anlamsız olursa olsun- söylemeleri gerekiyordu artık. Son bir veda gibi düşünüyordu bunu. Ve bunu mutlaka gerçekleştirmelilerdi.
Odanın kapısına geldiğinde Derya'nın dışarı çıkmasını fırsat vermişti. Hatta evin anahtarlarını Derya'ya vererek duş alarak biraz uyumasını söylemişti. Her ne kadar bu karşılılaşmaya tanık olmasını istemese de diğer sebebi Derya'nın gerçekten çok bitkin olmasıydı. İçeri girdiğinde babası gözlerini tavana dikmiş halsiz bir şekilde yatıyordu. Yatağın yanına geldi. Gözleri ne kadar açık olsa da rahatsız etmemek istercesine yavaştı. Babası başını oynatma gereği duymadan bakışlarını Emir'e çevirdi. Birkaç saniye sonra tekrar tavana odaklanmıştı.
Emir yatağın kenarına oturarak "Baba" dedi uykudan uyandırıyormuşçasına dikkatliydi.
Tanju bir yanıt vermemişti. Emir temkinli bir şekilde "Seni biriyle görüştürsem bana kızar mısın?" soruya karşılık gözlerini kısa biran kapatıp açtı. Bu olumlu baktığını gösteriyordu. Halsizliği kim olduğunu merak etmediğini gösteriyordu. Emir işini şansa bırakmak istemiyordu. Ve babasının haberi olması gerekiyordu "Victoria ile görüşebilecek misin?" Tanju derin bir nefes aldı. Birkaç dakika boyunca bütün tepkisi buydu. Emir, babasının iyi olup olmadığını düşünmeye başlamıştı ki Tanju "Derya'nın haberi olmasın" dedi. Emir bir an böyle bir cümle duyup duymadığından emin olamadı. Babası o kadar halsizdi ki bütün duygulardan arınmış gibiydi. Yine de Derya'yı mı düşünüyordu. "Birkaç saat sonra beraber geleceğiz" dedi. Yine bir tepki bekliyordu. Ama böyle bir şey olmadı. Odaya geldiği gibi yine aynı dikkatle çıktı.
Havaalanına geldiğinde yolcular inmeye başlamıştı. Emir inen yolcular arasından annesini seçmeye çalışıyordu. Annesini gördüğünde onunda kendisini görmesi için elini kaldırdı. Emir'i görmüş olacaktı ki ona doğru gelmeye başlamıştı. Biran Victoria'ya anne denilemeyecek kadar genç ve güzel bir kadın olduğunu fark etti. Derin bir iç çekti. Ne kadar genç olsalar da babasının ölüm döşeğinde olduğunu düşününce gençlikleri bir anlam ifade etmiyordu. Victoria, Emir'e sarılarak yanağının birinden öptü "Nasılsın, solgun görünüyorsun?"
Emir "Arabada anlatırım. Sen nasılsın?" gerçekten sağlık durumunu merak ettiğine kendi de şaşırıyordu.
"İyi." Yürürken kolunu Emir'in beline doladı "Beni düşünmeye mi başlamış oğlum" diyerek gülümsedi. Emir bu durumu eğrelti bulsa da yine de ses çıkarmadı. Artık biliyordu kaybetmek istemediğini.
Arabaya bindiklerinde Emir hala sessizdi. Victoria bir süre sonra dayanamayarak "Düğünün için mi bütün bunlar. Sürpriz mi?"
Emir nihayetinde konuşması gerektiğinin farkındaydı. Uzatmak istemeyerek "Babamın fazla bir zamanı kalmadı bu dünyada"
Victoria bir an sessiz kaldı. Anlayamadığı belliydi. Emir "Kanser ve hastanede doktorlar çok umutlu değil." Yine aradığı tepkiyi bulamamıştı. Ta ki gözlerini yoldan ayırıp annesine bakana kadar... Annesi gözlerindeki yaşları saklamak istercesine başını çevirdi. Babası için bu kadar üzülebileceğini tahmin etmemişti. Hastaneye gelene kadar annesi başını bir daha çevirmemişti. Arada bir gelen hıçkırık sesinden başka hiçbir ses çıkmamıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşk Koleksiyoncusu
RomansaEmir Orçun isimli ünlü piyanistin hayatı gitmiş olduğu resim sergisinde ki Arzum Dila Tanrıyar isimli bir kadınla tanıştıktan sonra sıradışı bir hal alır. Hayatını uç nokta da yaşayan çapkın piyanistin hayatı yine hayatı uç noktalarda yaşayan ressa...
