Vote vermeyi unutmazsanız sevinirim
Bir de ufacık bir yorum *-*
Yattığı hasta yatağında inliyordu. Açamadığı gözlerini sıkıca yumdu. Nerede olduğunu görme isteğiyle kendini zorladı. İlk gördüğü beyaz tavan olmuştu. Evdeyim, diye düşündü. Saçma sapan bir rüyadan uyanmıştı sonunda. "Rüya!" durdu "Rüya olan neydi ki?" Vücuduna şimşek gibi saplanan acıyla kıvrandı. Ölmüş olabileceğini düşündü. Tekrar odayı taradı gözleri. "Burası neresi" diyerek inledi yatağında. Bacaklarının arasındaki büyük sancıyla kasıldı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Yarasa çığlıkları atıyordu sessizlik içinde.
Başında ki gölgeyle irkildi. Yumuşacık bir ses "Merhaba" dedi. Zorlanarak gözlerini araladı "Bana ne oldu biri anlatsın ne olur" yakınan acı dolu bir sesle yalvardı.
Bileğine takılan serumu kontrol etti gölge "Sakin olun lütfen" dedi.
Arzum vücuduna yayılan acılara dayanamayarak "Anlat bana dayanamıyorum bu Allah'ın belası acılara" sesi öfkeyle çıkmıştı.
Gölge " Bir sakinleştirici iğne daha yapmamı ister misiniz?"
Arzum sesinin çıktığı kadar bağırarak " Hayır istemiyorum. Kimsin sen nesin, nerdeyim ben? Bana bunları anlat." Dedi. Sesi boş odanın duvarlarında yankılandı.
Gölge ikna olmuş bir sesle "Ben jinekolog Doktor Erdinç Tuna. Bir haftadır benim kliniğimdesiniz. Sürekli olarak uyuttum sizi acılarınızı hissetmemeniz için."
Şaşkınlıkla "Bir hafta mı?" gözlerinden akan yaşlara aldırmadı "Nasıl geldim buraya ben" hıçkırıklarının sesini boğuyor olması konuşmasını güçleştirmişti.
"Buraya getirildiniz" dedi
Doktorun isim vermemek için üstün çaba göstermesi Arzum'u düşünmeye zorladı "Emir" dedi kuliste yaşamış olduklarını seri bir şekilde hatırlamaya başladı. Emir'in yanına gitmek için saatlerce hazırlanmıştı. Hisara geldiğini arabasını park ettiğini sonra Hakan'ı görüşünü hatırladı. Derin bir nefes aldı. İçeri girmişti. Emir'le karşı karşıyaydı. Sonra onu nasıl öfkelendirdiğini hatırladı. Derin bir nefes aldı. Elleriyle yüzünü kapadı. Hıçkırıklarla ağlamaya başladı devamını düşünmek istemiyordu. O acıları tekrar düşünmek delirtebilirdi kendini. Kendini sakinleştirmeye çalışarak gözyaşlarını sildi. "Emir nerde?" içindeki öfke tamamen açığa çıkmıştı.
"Bir sakinleştirici daha iyi gelecektir size"
Arzum, Erdinç'in bileğini kavradı "Emir nerede?" dedi.
Gözlerinin içine baktı " Gitti"
Arzum, Erdinç'in bileğini bırakarak kendini yatağa bıraktı. Yüzünde gezinen tuzlu su tenini yakıyordu. "Ne zaman çıkacağım ben buradan" biran önce kendi mabedine gitmek istiyordu.
Erdinç " Kontrol altında bulunmanız suretiyle çıkmanızda bir mahsur yok. Testlerinize ve tedavinize devam etme zorunluluğunuz var ama"
"Kontrol altında derken?" sesi kendi kendine konuşuyor gibiydi.
" Kliniğimdeki bir hemşireyi size tahsis ederim düşünmeyin siz artık bunları"
"Bana bir sakinleştirici yapar mısınız?" dedi vücuduna dağılan acılara bir nebze de olsa son vermek için...
***
Arzum eve geleli iki hafta olmuştu. Evden çıktığı zaman gittiği yer doktorun kliniğiydi. Günde yapılan testler tedavinin gelişimi için hazırlanmış yeni serumların hepsi ağrılarını azaltmak için idi.
Hala kasıklarında o korkunç ağrıyı hissediyordu. Bazen unuttuğu anlarda şimşek gibi vajinasına saplanan ağrıyla kıvranıyordu. O anlarda hemşirenin yaptığı iğneler acılarını bir nebzede olsa azaltıyordu.
Genelde yaşadıklarını düşünmemeye çalışıyordu. Emir'in bu kadar kötü olacağına hiçbir zaman ihtimal vermemişti. Bedenini böyle hayvanca parçalamaya çalışan kişi Emir olamazdı. Kendi kötü bir rüya görmüştü. Uyandığında bedeninde hala acılar vardı ama bu sadece rüyanın etkisindendi. Kendini bu düşünceye inandırmaya çalışıyordu. Büyük ölçüde de buna inanır olmuştu.
Yine buna inandığı günlerden birini yaşıyordu. İlaçlarını almış kanepenin karşısında televizyon izliyordu. Akşam haberlerini izliyor olmasına rağmen aklı hala Emir'deydi. Aklı onu düşünmeyi reddetse de kalbinde bir yerlerde ona ait izler vardı.
Gözlerini kapatarak başını salladı. Bunları düşünmek istemiyordu. Bir an önce eski sağlığına kavuşmalıydı. Eli vajinasına kaydı. Kemerin tok sesi kulaklarında tekrar çınladı. Ellerini ani bir refleksle kulaklarına götürüp kapadı. "Hayal bu!" diye bağırdı. Yaşamış olamazdı bunları. Zaten hep mutlu bir hayatı olmuştu. Bu acı ona çok gibi gelse de atlatacaktı elbet.
Sehpaya uzanıp bir uyku ilacı daha aldı. Uyumak istiyordu bir an önce. Odasına çıkarak perdeleri sıkıca kapattı. Oda zifiri karanlık bir hal aldı. Arzum kendini rahatsız edecek en ufak bir aydınlık dahi görmek istemiyordu. Yatağa girerek üzerini örttü. Tamamen karanlığa teslim ettiği odada uyku çok uzağında değildi. İlaçlarda etkisini göstermeye başlamıştı.
Karanlık içinde aniden beliren suret ürpermesine neden olsa da korkmamak için sıktı kendini. Karanlığın içinde kendine yaklaşan kişi kendine yabancı gelmese de yine de korkmuştu. Karanlığın içinde yinede parlayan kırlaşmış saçlardan kişinin yaşlı biri olduğunu düşündü. Yatağın yanına kadar gelmişti. Kan çanağı gözlerini dikmişti gözlerine. Yüzündeki sinsi gülümsemeyle bakıyordu.
Burnuna yanık kokusu geliyordu Arzum'un. Et kokusuyla karışık bir koku. Gözlerini adamın gözlerinden çekebilse mutfağa inip – belki bahçeye de çıkıp – etrafı kontrol edecekti. Ama adamın gözleri karanlığın içinde parlıyordu. Adam ellerini, ellerine doğru uzattı. Elleri kapalıydı. Ellerini yavaşça açarak avuçlarındaki iki ateş topunu ortaya çıkardı. Yanık et kokusu daha çok belirginleşmişti. Arzum korkuyla fark etti. Bu ateş topları değildi adamın elleriydi. Korkuyla bağırmaya başladı.
Adam bütün vurdumduymazlığıyla orada duruyor, kan çanağı gözleriyle Arzum'a bakıyordu. Çığlıklarla beraber kendini bahçede buldu. Korkudan nasıl olup da buraya kadar koştuğunu merak etti. Burası kendi bahçesine benzemese de umrunda değildi. Kaçmak istiyordu buradan. Bahçeden çıktı. Adamı geride bıraktığını düşündü yola çıkarken. Yerdeki su lekelerini gördü. Bir an durdu. Bu su lekesi değildi. Kokusu benzin gibiydi. Eğildi. Parmaklarını değdirip burnuna götürdü. Keskin bir benzin kokusu duydu. Doğruldu lekelerin nereye kadar uzandığını takip etti. Bir arabanın altında bitiyordu. İçini büyük bir korku sardı. Araçtakileri uyarmak istese de ayakları mani oluyordu. Birden büyük bir gürültü duydu. Sonra çığlıkları ve kendi çığlığını...
Arabanın camından son kez umutsuzca bakan gözleri gördü. Yine o kan çanağı gözlere sahip olan adamdı. Elleri arabanın camında medet umuyordu. İkinci patlamayla araba havaya uçtu. Yataktan sıçrayarak kalktı.
Atmış olduğu çığlıkları hemşirede duymuş olacaktı ki imdadına yanına koşmuştu "Neyiniz var?" diyen hemşireye anlatmaya çalışıyordu gördüklerini. Ama yüzler hemşirenin bütün vücuduna yayılmıştı. Korkunç bir çığlık attı. Yüzlerden kurtulmak istiyordu. Tavanda odada duvarda her yerde az önce görmüş olduğu hayalin içinden kopup gelen adam vardı.
Hemşire " psikiyatrisi Burak Atıl'ı çağırıyorum hemen" demişti endişeli.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşk Koleksiyoncusu
RomanceEmir Orçun isimli ünlü piyanistin hayatı gitmiş olduğu resim sergisinde ki Arzum Dila Tanrıyar isimli bir kadınla tanıştıktan sonra sıradışı bir hal alır. Hayatını uç nokta da yaşayan çapkın piyanistin hayatı yine hayatı uç noktalarda yaşayan ressa...
