Şok Etkisi

13 1 0
                                        

İlk başta bir isim benzerliği olabileceğini düşünerek konuğun kürsüye kadar gelmesini bekledim, ancak bu bir isim benzerliği falan değildi, bu Deniz'di, 5 yıldır nerede olduğunu bile bilmediğim Deniz! O an ne düşündüğümü ya da nasıl göründüğümü fark edemeyecek kadar uyuşmuştum, Deniz'in açılış konuşması bitip, salonun alkışlarıyla kendime geldim. İlk gözgöze geldiğim kişi olan Alparslan'ın durumu da benden farklı değildi, Tülin'in gözlerindeki kaygı, Ahmet'in yüzündeki şaşkınlık aramızdaki mesafeye rağmen okunabiliyordu. Hiçbir şey olmamış gibi elimizi sıkan Deniz, kendisine ayrılan koltuğa geçerek oturdu. Fiziksel olarak pek değişmiş görünmüyordu, saçları hâlâ gür ve parlak, gözleri hala inandığı şeylerden bahsederken ışıl ışıldı, hatta gerildiği anlarda ortaya çıkan boyun damarları bile hala orada, öylece duruyordu.

Üzerimizdeki şok etkisini attıktan sonra buraya bir konferans için geldiğimi hatırladım ve sıra bana gelir gelmez konuşmaya başladım. İşçi hareketinin Türkiye'deki etkilerinden manşetlerlerde kendisine bulduğu yere kadar birçok başlıkta açıklama yaptım. Alparslan ise Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu konudaki çalışmalarını, mensubu olduğu iktidar partisinin konuya bakış açısını ve benimkiyle neredeyse tam ters olan görüşlerini anlattı. Sıra Deniz'e gelmişti. Anlatmaya üniversite yıllarından başlayan Deniz, her bir cümlesinde beni geçmişe götürmeyi başarabiliyordu, belki iddialı olacaktı ama, sanki cümlelerini beni geçmişe götürmek için özenle seçiyordu. Çeşitli ülkelerde takip ettiği iş davalarına ilişkin de bilgi vererek konuşmasını bitirdi. Aldığımız teşekkür plaketlerinin ardından, sahnedeki herkesin elini sıkarak yeniden bana ayrılan odaya geri döndüm. İçimdeki tek şey, ordan kaçma isteğiydi. Odaya girer girmez ise, arkasındaki kilidi kullanarak kapıyı kapatıp ağlamaya başladım.

Bir süre sonra kapının tıklamasıyla birlikte kendimi toparlama vaktinin geldiğini anladım ve hızla gözyaşlarımı silip çantamdan çıkardığım pudrayla göz altlarımı ovaladım. Kapıyı açtığımda karşımdaki kişi Tülin'di.
"Buna inanamıyorum! Aklına gelir miydi hiç, bir konferansta Deniz'le karşılaşacağın? Hem de 5 sene sonra... Pes doğrusu!"
"İnan bana aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama şu an bunu konuşmaya hazır olduğuma pek emin değilim Tülin."
Beni başıyla onaylayan Tülin, anladığını göstererek, yanımda olmaya çalışıyordu. Tülin'den sadece birkaç dakika sonra kapıda görünen Deniz, içeri girmek için müsaade istiyordu.
"Uygunsanız girebilir miyim?"
"Tabii Deniz, gel lütfen."
Cevap veren Tülin'di, ben değil.
"Nasılsın Tülin? Çok iyi gördüm seni."
"İyim. Biraz kilo aldım ama çok iyim."
Hamile olduğunu göstermeye çalışan Tülin, karnına işaret ediyordu.
"Tebrik ederim!"
"Teşekkür ederim. Ama ben de seni iyi gördüm, hiç değişmemişsin."
"Değiştim, elbette değiştim, sadece fiziksel değil sanırım."
Tüm bu muhabbet sürerken sağa sola bakıyor, o an birden odadan buharlaşıp yok olmayı diliyordum.

"Sen de hiç değişmemişsin, hala çok hoş gözüküyorsun Asena. Nasılsın?"
Seneler sonra çıkıp gelen Deniz'in merak ettiği tek şey 'nasıl olduğumdu'.
"İyim Deniz, teşekkür ederim."
Muhabbetin sürmemesi için gözlerimi kaçırıyor, etraftaki notlarımı toplayarak çantama koymaya çalışıyordum ki kurtarıcım Alparslan çıkageldi!
"Hanımlar! Hazırsanız çıkalım mı?"
Ben başımla Alparslan'ı onaylarken, Tülin, Deniz'e veda ederek, kapıda bekleyen Ahmet'in yanındaki yerini çoktan almıştı.
"Merhaba Deniz."
"Merhaba Alparslan, nasılsın?"
"Açıkçası bugün seni görmeyi beklediğimiz bir gün değildi. Bu yüzden bir plan yapmıştık, şu an çıkmamız gerekiyor. Ama buralardaysan görüşelim isterim."
"Tabii, ben de isterim. Birkaç gün daha buralardayım."
Elimi Deniz'e uzatarak veda vaktinin geldiğini gösterdim.
"Hoşça kal Deniz."
Aslında doğru sözcük 'görüşürüz' olmalıydı, ancak bu senelerce görüşmediğin ve bir daha ne zaman göreceğini bilmediğin eski sevgililer için pek uygun sayılmazdı.

Elimi hafifçe döndüren Deniz, parmağımdaki alyansa baktı.
"Hala taktığını düşünmemiştim."
Alelacele elimi çekerek odadan sessizce çıkmak için hamlemi yaptım ve kapıya kadar da gelmeyi başardım. Alparslan'la da vedalaşan Deniz, biz tam ayrılmak üzereyken seslendi.
"Asena."
İsmimi duymamla birlikte refleks olarak ardımı döndüm.
"Müsait olduğunda konuşmak isterim, sen de istersen tabi."

Bir Deniz SevdimHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin