İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

Eksik Ruh Meselesi

12 1 0
                                        

Suna Teyze'nin söylediği o cümleden sonra bir daha Deniz'i görmeye gitmedim. Vaktimin büyük çoğunluğunu evde geçiriyor, yeniden açılan üniversitedeki zamanlarımı ise, Alparslan ve Tülin dışında kimseyle geçirmiyordum. Üçümüz her zamankinden yakın, her zamankinden samimiydik. Birçok konuda derdimizi paylaşıyor, duygusal yükümüzü hafifletmek için birbirimize destek oluyorduk; tek yasaklı konu ise, Deniz'di...

Her ne kadar Deniz ile ilgili konuşmaktan kaçınsam da toparlanmaya başladığını Suna Teyze ile dava için gerçekleştirdiğimiz çalışmalardan dolayı biliyordum. Suna Teyze'yi bu konuda yalnız bırakmak istemiyordum, çünkü bu davanın Deniz'e yeniden umut vereceğini düşünüyordum, en azından umduğum buydu...

Böyle kaç hafta geçti bilmiyorum, artık zaman algım yitip gitmek üzereydi. Ancak bildiğim bir şey vardı, o da tükenmek üzere olduğum! Üstelik Deniz'in okula dönmesiyle birlikte her ne kadar ondan kaçmaya çalışsam da tesadüfi denk gelişlerimiz bu tükenmeyi hızlandırıyordu. O gün de bu denk gelişlerden birini yaşamak üzereydim. Kantinde Alparslan ile oturmuş Tülin'i beklerken okul kantinine giren Deniz, gür ve tok sesiyle konuşmaya başladı. Ben bir an evvel kantinden çıkmak üzere ayaklanmış, ancak çıkmayı başaramamıştım...

Gözümü açtığımda bir hastane odasındaydım ve baş ucumda görmeyi beklediğim Alparslan yerine, şu aralar görmeyi asla tercih etmeyeceğim Deniz vardı.
"Alparslan nerede?"
Gözünün kenarındaki kızarıklığı işaret ederek konuşmaya başladı.
"Bana yumruk attıktan hemen sonra Tülin'i almaya gitti."
"Bu kez niye kavga ettiniz?"
"Bana ben yokken yaptıklarını anlattı. Döneceğime nasıl inandığını, benim ise döner dönmez seni nasıl yüzüstü bıraktığımı. Haklıydı, ben de vurmasına izin verdim."
Cevap vermek yerine sessizliğimin arkasına sığınmayı tercih ettim. Ancak Deniz konuşmakta ısrarcıydı.
"Özür dilerim..."
"Özür dileme Deniz. Uzattığın eli tutarak mutsuz bir sonu ben seçtim."
Benim gözlerim çoktan dolmuş, Deniz'in ıslak gözlerimi görmesini istemediğim için başımı hastane odasındaki camdan yana çevirerek, Deniz'e sırtımı döndüm. Sessizce geçirdiğimiz birkaç dakikadan sonra telaşla içeri giren Tülin, Alparslan'ı da telaşlandırmayı başarmıştı. İkisi de her yerime dokunuyor, iyi olduğumdan emin olmaya çalışıyordu. Doktorların bile beni bu kadar kontrol etmediğine o kadar emindim ki...
"İyim gerçekten!"

Benim sesimle irkilen Tülin ve Alparslan birkaç adım uzaklaşarak, bana istediğim rahatça nefes alma alanını açtı. Annemler o hafta rahatsızlanan ananemin yanına İzmir'e gitmiş ve beni Nesrin Teyze'ye bırakmıştı. Bu yüzden evdekilerin haberi olmaması şu an onları endişelendirmemek için en iyisiydi.
"Nolur bizimkilere haber vermediğinizi söyleyin!"
"Hayır kuzum sana sormadan böyle bir şey yapmadık tabii ki. Annem birazdan gelecek. Hastaneden anneni arar birlikte konuşursunuz, annen evi ararsa da annem idare eder merak etme sen, dinlenmene bak."
Tülin yine her şeyi halletmişti ve ben bu kızın hakkını nasıl ödeyeceğimi asla bilmiyordum. Kafamı dağıtmak isteyen Alparslan, yaklaşan doğum günüme konuyu getirmiş, ailecek kutladığımız doğum günlerinin eğlenceli kısımlarını anlatmaya başlamıştı bile. Üstelik çabası da işe yarıyordu. Sadece biraz uzağımda olan Deniz'i görmezden gelebiliyor, muhabbete dahil olmayı başarıyordum.

"Ben sana bir gün Alparslan'ın 7'nci yaş günümden bugüne dek aldığı tüm hediyeleri göstereyim. Üzerine 1 yıl bile konuşabiliriz..."
Alparslan'ın utançtan yüzü kızarmış, Deniz'in ise, sinirlenince beliren boynundaki damarları yine görünür hale gelmişti.
"O zaman haftaya bugünü bekleyin, bu seneki hediyemi de eklersiniz."
Alparslan'ın cümlesiyle doğum günüme sadece bir hafta kaldığını fark ettim, bir yaş daha büyüyecek ve son bir yılda yaşadıklarım düşününce bu yaşımın getirdiği farkındalık diğer tüm yaşlarımdan daha ağır olacaktı. Kısa bir gülüşmenin ardından Tülin, Alparslan'ı alarak Nesrin ve Suna Teyze'yi almaya gitti. Deniz'le bir kez daha baş başaydık.

"Alparslan'la baya samimi hale gelmişsiniz."
Ben bugün onun bende yarattığı iştahsızlık nedeniyle bayılmıştım, ama onun derdi hala Alparslan'dı!
"İnsan zor zamanlarında kendinden vazgeçenlere değil, yanında olanlara sarılıyor."
"Özür dilerim Asena seni yalnız bıraktığım için. Seni gerçekten çok özledim, sensiz geçen her anımda..."
"Sen orada işkence görürken, ben de burada gördüm. Belki benimkisi fiziksel değildi, ama ruhum her gün biraz daha eksildi. Diğerlerini ayakta tutabilmek için kendimden vazgeçtim ben. Artık ikimizin de ruhu biraz eksik. Artık bence bana ihtiyacın yok."
Deniz'in gözleri dolu doluydu. Cevap vermesini beklemeden ekledim: "Benim de buraya, çıkmak istiyorum!"

Bir Deniz SevdimBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin