Hastane bahçesindeki belirsiz konuşmanın ardından geçen 3 haftada hayatımızda birçok şey değişmiş; Deniz artık daha az konuşur, daha fazla içer ve daha sık tartışma çıkarır hale gelmişti. Sanırım ilişkimizdeki çıkmazı bitirmek için adım atma sırası bendeydi, ne de olsa senelerce peşimden koşan ve beni ikna etmeyi bir şekilde başaran son kişi oydu. Şimdi benim harekete geçmem gerekiyordu.
Kabul, Deniz'inki kadar havalı bir iş ortaya koyacak şartlarda değildim, çünkü bizim tüm geçmişimiz, mücadelemize şahit olan yer Ankara'ydı, İstanbul'da neredeyse yok denecek kadar az şey paylaşmıştık ve onların birçoğu da tartışmalarımızı içeriyordu... Ama hala bir şeyi kullanabildim, aramızdaki özel olan bir şeyi, bizim anlaşma dilimizi, kartpostalları...
O gün gazeteden erken çıkarak ilk gördüğüm sahafa uğradım ve oradaki tüm kartpostallara baktım, ancak bize özel çağrışım yapabilecek hiçbir şey bulamamıştım. O zaman yeni bir anı yaratma vaki gelmişti, bu yüzden Galata Kulesi'nin yer aldığı bir kartpostalı seçtim. Arkasına ise, "geleceğe gel" yazdım; çünkü, Ankara geçmişimiz ise, İstanbul geleceğimiz olsun istiyordum. Saati de ekleyerek kartpostalı Deniz'e götürmesi için gazeteye dönüp, Derya'dan ricada bulundum. Deniz'le buluşmamıza birkaç saat kala eve geçmiş ve hazırlanmaya başlamıştım, her zamankinden farklı olarak siyah, kırmızı ya da gri kıyafetler değil, Deniz'in gözlerine son derece yakın bir yeşil elbiseyi üstüme geçirdim ve tam saatinde Galata Kulesi'nin önündeydim. Açıkçası heyecanlıydım, kartpostal bizim aramızda hep işe yarayan bir dildi ve bu kez bu dilin nasıl bir bağ oluşturacağını ya da oluşturup oluşturamayacağını merak ediyordum... Aklımda bir sürü soru işareti varken, parlak ve gür saçlarıyla bana yaklaşan Deniz'i fark ettim. Hala ilk günkü kadar genç, karizmatik ve inanmış görünüyordu, sanırım o yıllardan bu yıllara geldiğimizde Deniz'deki tek eksik üzerinden üniversite yıllarında hiç çıkarmadığı yeşil parkası ve yurt dışından döndüğünden beri benden esirgediği anlayışlı tavrıydı.
"Merhaba sevgilim!"
"Bu ne şimdi?"
"Hep sen mi kartpostal kullanacaksın, bir kez de ben deneyeyim istedim..."
Cümlem biter bitmez elini sıkıca tuttum.
"Biliyor musun, Galata'ya ilk kimle çıkarsan onunla evlenirmişsin. Ve ben Galata'ya henüz çıkmadım."
"O zaman Alparslan sürpriz oldu!"
"Deniz.... Bugün seni kavga edelim diye çağırmadım. Haftalardır kötüyüz, birbirimize iyi gelmiyoruz! Bunu atlatabilmek, yeniden başlamış olmanın kıymetini gösterebilmek için seni çağırdım..."
"Eee hadi o zaman Galata'ya!'
Uzunca süre sonra Deniz'le aramız yeniden sıcak, yeniden eskisi gibiydi. Önce Galata'ya çıkıldı, ardından Galata'yı gören bir restoranda yemek yendi. O gün kantinde karşılaştığımız ilk andan, bugüne kadar geçen tüm zamanı, acıları, kahkahaları, hüzünleri ve vazgeçmişlikleri konuştuk. Günün sonunda kendimizi bende, benim hafif esen bahçemde şarap içerken bulduk.
"Deniz..."
"Efendim sevgilim?"
"Nasıldı sence bugün? Yetecek mi bizi toparlamaya?"
"Evet, elbette yetecek. Aklımı başıma getirdiğin için teşekkür ederim, ara ara yap bunu..."
"Memnuniyetle..."
"Sana bir şey sormak istiyorum sevgilim?"
"Elbette sevgilim sor lütfen?"
"Artık evlensek mi? Belki Sinan'la aynı evde yaşarsak bana, bize daha kolay alışır."
Bu soru, hemen cevap verebileceğim bir soru değildi. O yüzden kadehimden birkaç yudum aldım.
"Dürüst olayım mı?"
"Elbette, hatta lütfen..."
"Açıkçası korkuyorum Deniz. Sahte bir evliliği bitirmek bile yıllarımı aldı, gerçeği, gerçekten istediğim bir evliliği bitirmem gerekirse yaşayacaklarımdan korkuyorum. Kaldı ki şu son 3 hafta birçok soru işareti yerleştirdi kafamın içine. Bu soru işaretlerinin tamamından çok korkuyorum. Bu soru işaretlerini sana sorduğumda alacağım cevaplardan da öyle..."
"Ah sevgilim, söylediğin her şeye o kadar hak veriyorum ki, görüyorum çünkü sapıttığımı, kendimi kaybettiğimi. Ama beni anlamanı istiyorum, Sinan'a ulaşamamak beni delirtiyor."
"Biliyorum Deniz, farkındayım her şeyin. Ama birbirimizi çok zor bulduk, yeniden kaybedersek, bir daha bulamamaktan korkuyorum..."
"Olmayacak böyle bir şey!"
"Umarım..."
"Yalnız, hala cevap vermedin evlilik teklifime..."
Gülümsemiştim, çünkü Deniz istediğinde son derece sevimli küçük bir çocuğa dönüşebiliyordu, bu yönünü hiç kaybetmemişti.
"Sanırım biraz düşünmeliyim..."
"Öyle mi? O zaman ben işini biraz kolaylaştırayım..."
Elimdeki kadehi alıp masaya koyan Deniz, beni öpmeye başlamıştı, sanırım en çok sevdiğim şey kendimi ona bırakmaktı... Ancak çalan kapıyla kendimi toparlama vaktinin geldiğini anladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Bir Deniz Sevdim
Historical Fiction80'lerin politik ortamında geçen gelgitli bir aşk ve devrimin en güzel hali: sevgi! Bir Deniz Sevdim, başlıyor...
