M:Reyyan ben ne yapacağım bilmiyorum, geldim ama neden bilmiyorum.
R:Sen git her şey kendiliğinden olur. Rahatlamaya ihtiyacın var, gözyaşı dökmeye. Ben burada seni bekliyorum. İhtiyacın olduğu anda yanında olacağım. Hep senin yanında elinden tutuyor olacağım. Seni çok seviyorum. Hiç unutma olur mu?
Yanağına öpücük kondurdu.
R:Git yüzleş gerçeklerle. Gözyaşlarını son kez dök, bir daha da akmasın hiç. Hiçbir şey senden değerli değil. Senin bir damla gözyaşına değmez insanlar için gözyaşı dökme.
Kocasının alnından öptü. Gönderdi gözyaşlarıyla omzuna bunca yük yüklenen kocasını.
R:Allah'ım sen ona dayanma gücü ver. Bir insan daha ne kadar dayanır bunlara. Bu kadarı çok fazla. Sen bunları yapanlara insanlık, vicdan nasip eyle. Ona sabır ver.
Miran omuzları düşmüş, elinde DNA sonucu annesinin mezarının başına gitti. Önce taşa baktı Dilşah Aslanbey yazıyordu. İçinde biriken kinle baktı mezar taşına. İçinden parçalamak geldi. Tıpkı onların kendi hayatını paramparça ettiği gibi parçalamak istedi. Oysa bilmiyordu günler öncesinde Azize'nin bu taşı parçalatıp tekrar yaptırdığını. Belki bilse içinde bir nebze rahatlama olurdu. Sessizce oturdu başına. Ne kadar öylece baktı mezar taşına bilmeden, ağladı. Ağladıkça çakıldı kaldı oturduğu yere, oturdukça ağladı içinde bulunduğu duruma. Ağlayarak konuşmaya başladı.
M:Ben düşünüyorum, düşünüyorum da bir türlü bulamıyorum cevabı. Babam, aslında babam değilmiş. Yıllarca ailem bildiklerim aslında hiçbir şeyim değilmiş. Babam, aslında babam değilmiş. Ondan belki bana karşı zalimdi. Sen de annem değil misin acaba? Yoksa bunu bana yapmazdın. İnsan kendi evladına bunu nasıl yapar? Neden söylemedin? Neden beni koca bir yalana inandırdın? Ben o adamın koluna atılıp baba derken, nasıl sessiz kaldın? Hiç mi sızlamadı kalbin bana yalan söylerken? Gözlerimin içine bakarken hiç mi acımadı için? Bu nasıl vicdan? Şimdi yatıyorsun orada, evladının hayatını bitirdin haberin yok. Evladından oldun haberin yok. Cevap versene, sana ne ettim de bana bu hayatı reva gördün? Ne yaptım ben sana hee, senin evladın olmaktan başka ne yaptım?
Sesi sonlara doğru yükselmiş, eli ayağı titremeye başlamıştı. Mezar taşına ellerini vurmaya başladı. Gözyaşları sicim gibi akıyordu. Reyyan bunu görünce hızla Miran'a doğru gelmeye başladı.
R:Miran, Miran dur. Miran.
Reyyan gözyaşlarına mani olamıyordu. Kocasına nasıl yardım edecek içindeki acıyı nasıl sökecekti.
M:Ben seni şimdi anlıyorum Reyyan. Babanın aslında baban olmadığını öğrendiğinde, ardına bakmadan neden kaçıp gitmek istediğini, herkesi neden geride bırakmak istediğini şimdi anlıyorum ben.
Miran boğazı yırtılırcasına bağırıyor, kör olmuşçasına ağlıyordu. Kimseyi duymuyordu şu anda. Mezara vuruyor, üzerinde ki toprağa, toprağın üzerinde ki çimenlere saldırıyordu.
M:Kalk be kadın. Benim hayatımı nasıl çaldın anlat bana, benden nasıl sakladın anlat. Benim yalan bir intikamın peşine düşmeme nasıl sebep oldun anlat. Bana neler yaptın kendi gözlerinle gör. Kalk, kalk benim hayatımı bitirdin sen. Sen, sen beni insanlıktan çıkardın. Hem beni öldürdün be kadın. Kalk, kalk düzelt her şeyi, nasıl berbat ettiysen şimdi de öyle düzelt. Kalk, kalk yatma orada. Kalkkk.
Reyyan yanına gelmişti tekrar. Yanına yaklaşmaya çalışıyor, sarılmaya çalışıyor ama Miran izin vermiyordu. Çırpınıyordu Miran.
H:Miran.
Miran duyduğu sesle olduğu yerde çakılıp kaldı. Sanki biraz önce çırpınan, bağırıp çağıran o değildi. Küçük bir çocuk gibi arkasına bakmaya korkuyordu şimdi.
H:Yapma oğlum. Ne yapmış olursa olsun o annen senin. Miran hala olduğu gibi duruyor. Mezar taşına gözlerini dikmiş, yerinden kımıldamıyordu.
Reyyan onların yalnız olması gerektiğini biliyordu. Sessizce ayrıldı yanlarından.
M:O benim annem değil. Benim Dilşah diye bir annem yok. Benim hayatımı karartmalarına izin verdi. Sessiz kalarak izin verdi. Ben kim olduğumu bilseydim böyle mi olurdu? Reyyan bu kadar acı çeker miydi? Ben kendimi bu kadar eksik, bu kadar aciz hisseder miydim? Her şeyin suçlusu o. Kimsem olmayan bir adıma ben, senelerce baba dedim. Beni kendi babama düşman büyüttüler. Ne suçum vardı benim? Ben kime ne ettim?
H:Yapma oğlum. Kendini helak etme. Geçmişi geri alamayız ama gelecek bizim elimizde. Bundan sonra bırakmayacağım seni, hep yan yana olacağız. Evimizde kızım, oğlum, torunum, hepimiz, bütün ailemiz yan yana olacak.
M:Ben onların yüzüne bakamam. Neler ettim size. O eve gelemem.
H:Gelirsin oğlum. Senin yerin benim yanım. Babanın yanı. Konaktakiler senin merhametini gördü bir kere. Hadi evimize gidelim. Miran oğlum yüzüm yok belki istemeye, hakkım da yok ama sana bir kez sarılmak istiyorum. Bunu bana çok görme.
Miran küçük bir çocuk gibi büzdü dudaklarını. Neyin doğru olduğunu bilmiyordu, neyin yanlış olduğunu bilmiyordu. Birisi ona yol göstersin, bak bu doğru desin istiyordu. Ne cevap vereceğini bilmiyordu. Aciz kalmıştı. Karşısındaki adamın ne suçu vardı. Haberi bile yoktu.
M:Hazar bey, ben özür dilerim, şimdiye kadar yaptıklarım için çok özür dile….
Hazar’ın sarılmasıyla donup kaldı. Elleri yanlarında yumruk olmuş babasının kokusunu içine çekti. Baba kokusunu aldı. Bir insana babası sarılınca, hissedilen duygu bu muydu yani? Yıllarca hasret çektiği olayı yaşıyordu şu anda. Babasına sarılıyordu. Gözyaşları aktı yanaklarından bir kez daha. Hazar bey sıkıca sarılmış gözyaşlarını serbest bırakmıştı.
H:Ben, beni kabul edeceğin günü beklerim oğlum. Ölene kadar beklerim.
M:Benim sizi kabul etmekten başka çarem yok Hazar bey. İnkar etsem kar etmez, ortada kanlı canlı bir gerçek var. Sen, sen, be-benim babamsın.
Umarım beğenirsiniz bilgisayarım bozuldu bölümlerde sıkıntı olabilir görüşmek üzere
ŞİMDİ OKUDUĞUN
hercai 43 sonrası
FanfictionÖzel bölümler için yeni bir hikaye oluşturdum.. hercai 43.bölümden keşke böyle olsa dediğim şekilde devam ettim. hep okurdum birde yazayım dedim.
