Nerona Ned ve yanındaki Alya ve Katarina'a eşlik ederken oldukça dikkatli ve saygılıydı. Karşılama bakanı olarak işinin hakkını verdiğine şüphe yoktu ve Ned onun işini gerçekten sevdiğini anlamıştı. İlk başlarda bu fikri oldukça komik bulsa ve Nerona'nın aslında torpille bakan olduğunu düşünse de hızlıca fikri değişmişti. Sarayın içinde her adım attıklarında bir sanat eseriyle karşılaşıyorlardı ve Ned sanat eserlerinden pek anlamayan birisi olsa da eserlerin özellikle tabloların ve heykellerin güzelliği onu oldukça cezbediyordu. Alya sanatı umursamıyor olsa da Katarina'nın gördükleri karşısında dili tutulmuştu. Her zaman soğuk ve ifadesiz olan yüzü gördüğü şeyler karşısında kızarmış ve oldukça mutlu olmuştu. Nerona ise ondan beklendiği gibi her adımda sanat eserlerinin kim tarafından nasıl yapıldığı, ne amaçla yapıldığı gibi kısa bilgileri aktararak tablo ve heykeller hakkında açıklamalar yapıyordu.
Sarayın bütün koridorlarında paha biçilmez eserler vardı. Zemin müsriflik denecek kadar büyük miktarda altın ile döşenmişti. Duvarlarda en kaliteli ağaçlardan yapılma kaplamalar vardı ve avizelerin sadece bir tanesinin değeri bile Anka Krallığının en büyük klanının servetine eşitti.
Böylesi bir ihtişam herkesin aklını başından alırdı, sadece sarayın bir koridorunda bir kaç tane krallığın serveti değerinde sanat eseri vardı.
Bir süre sonra koridorun sonunda bir ışık göründü, beyaz bir şekilde parlıyor adeta cenetten bir parçaya açılıyor gibiydi. Işığın geldiği yerden sayısız çiçeğin ruh okşayan kokusu geliyordu. Ned bir anda Nina ile yaşadığı zor günlerden sıyrıldı ve biraz bile olsa ruhunun rahatladığını hissetti.
Ardından beyaz ışığın içine girdiklerinde gözleri kamaştı.Gözlerini açtıklarında ise ağızları açık kalmıştı. Göz alabildiğine uzanan her renkten sayısız çiçek her yerdeydi. Öylesine güzel bir manzara oluşturmuştular ki bakanın bir defa daha bakası geliyordu.
Nerona onların bu zevkini bozmamak için konuşmadan önce bir süre daha müsaade etti. Ardından eğilerek saygıyla Ned'i selamladı ve ,
'Arşü-Dük. Müsaadenizle ben ayrılıyorum. Görevim buraya kadardı. İmparator hazretleri çok yakında sizi görmeye gelecek lütfen Cennet bahçesinin keyfini çıkartın.' dedi ve onun arkasını dönmesiyle nereden geldikleri belli olmayan 3 hizmetçi ellerinde tuttukları tepsinin üzerinde ki içecekleri Ned,Alya ve Katarina'a ikram etti.
Katarina Ned'in yüzüne onay bekler bir biçimde baktı. Alya ise yine oralı olmamıştı. Tek derdi Ned'e gelebilecek her türlü saldırıya hazır olmak ve tetikte beklemekti. Ned'e karşı hissettiği bağlılık duygusu diğerlerine oranla çok daha fazlaydı. Sadece Efendilik bağı değil aynı zamanda Suikastçilerin efendilerine karşı duydukları bağdan dolayı onu çok daha fazla önemsiyordu. Diğer 4 kişi içinde aynı durum geçerli olsa da Alya'nın durumu biraz da paranoyadan dolayı kaynaklanıyordu.
Ned başını sallayarak Katarinaya gitmesi için onay verdi ve Katarina koşarak çiçeklerin arasına daldı. Kusursuz güzellikde ki çiçekler Alya hariç her kızın kalbini çalabilirdi ve buz gibi olan Katarina için bile bu geçerliydi.
Çiçeklerin arasında gülerken aynı bir peri kızı gibi görünüyordu. Sarı saçları güneşin altında parlıyor, gözlerinin içi parlıyordu. Kahkahaları bahçenin güzelliğine güzellik katıyor adeta meleklerin bahçeye indiğini gösteriyor ve gerçekten Cennetin bahçesi olmasını sağlıyordu.
Ned ise sadece hafifçe gülümseyerek çiçeklerin arasında yürümeye özen gösterdi ve bir süre sonra üstünde mavi bir tulum ve elinde budama makası ile bir ihtiyar gördü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ASD
FantasíaFantastik #1 bir zamanlar. Kurgusal bir boyutta geçen hikayenin baş kahramanı 4 yaşındayken ailesinin ölümüne şahit olmuştur. O günden sonra hayatında ki hiç bir şey aynı kalmamıştı. Hayatını ailesini öldürenlerden intikam almaya ve klanını eski iht...
